LinkWithin

Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin
ÇOCUK GELİŞİMİ VE SAĞLIĞI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇOCUK GELİŞİMİ VE SAĞLIĞI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2009

Montessori Eğitimi

Bu eğitim sistemi ile ilgili detaylı bilgiler edinmek isteyen arkadaşlarım için ,yazının çok yerinde olacağını düşündüm ve yayınlamak istedim.
-----------------------------------------------------


Montessori programının geleneksel eğitim programından farkı nedir?

Tabloda Montessori programı ve geleneksel eğitim programı arasındaki farklar sıralanmıştır:



.

----------------------------------------------------------

Montessori programı nasıl oluşturulmuştur?

Montessori programı 1907’de Dr. Maria Montessori tarafından İtalya’da oluşturulmuştur. Dr. Maria Montessori İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanına sahiptir. Montessori ilk çalışmalarını özürlü çocuklar üzerinde yapmış ve bu çalışmaların sonucunda da özürlü çocukların da eğitim aldıkları zaman başarılı olabileceğini gözlemlemiş.Bu sonuç onun kendi programını geliştirmesi için ilham kaynağı olmuştur.

Montessori programının eğitim felsefesi nedir?
-----------------------------------------------
Montessori eğitimin belirli ilkeleri vardır, bu ilkelerin en önemlileri şunlardır:

Montessori eğitimi, her çocuğun öğrenmeye karşı olan eğiliminin aynı seviyede olduğunu farz eder ve asla bir çocuğu diğer bir çocukla kıyaslamaz.

Çocuklar arasındaki dil, din, ırk gibi farkların öğrenmelerine etkisi olmadığını düşünür.

Kültürel farklılıklara saygı gösterir ve programda bu farklılıklar doğrultusunda değişiklikler yapılması gerektiğine inanır.

Montessori eğitiminde sınıf ortamı nasıl dizayn edilmiştir?

-----------------------------------------------------

Montessori eğitiminde oyun ortamı çok önemlidir, çünkü çocuklar oyunu sadece vakit geçirmek ya da eğlenmek için oynamaz, oyun esnasında dünyayı ve yaşadıkları çevreyi keşfederler.Bu nedenle sınıf ortamı çocuğun oyun oynaması için en elverişli koşullara sahip olmalıdır ve sınıfta tehlike olasılığı minimum hale getirilmelidir.

Montessori Materyalleri’nin özellikleri nelerdir?
----------------------------------------------------
Montessori Materyalleri çocuğa dünyayı keşfetmek için fırsatlar sunar. Bunu nasıl gerçekleştirir derseniz; materyaller çocuğun kullanabileceği boyutlarda ve güvenlikte dizayn edilmiştir ayrıca gerçekçi özelliklere ve yaratıcılığa da büyük önem verilmiştir.Materyaller bu özellikleri nedeniyle günümüzde oldukça yaygın bir biçimde kullanılmaktadır.Aslında bir çok aile bu materyalleri kullanıyor olmasına karşın bu materyallerin Montessori Materyali olduğunun farkında değil.

Montessori eğitimi aileler tarafından evde uygulanabilir mi?

-----------------------------------------------------------------
Gerekli eğitim programlarını ve materyalleri takip eden aileler bu programı evde çocuklarına uygulayabilirler, ancak çocuk için en gerekli şeyi yani sosyal ortamı ev içinde oluşturamazlar, okulda çocuklar kendi yaşıtları ile beraber olma fırsatını bulur ve sosyalleşirler.

Program neden Türkiye’de fazla tanınmıyor?
-----------------------------------------------------------------
Montessori programını uygulayabilmek için okul bünyesinde Montessori programını özümsemiş eğitimciler bulunması gereklidir.Türkiye’de ne yazık ki bu eğitimi almış öğretmenler bulmak oldukça zor, bu nedenle yurt dışından programın eğitimini almış eğitmenleri Türkiye’ye getirmek gerekiyor.

Fakat bunu gerçekleştirebilen çok sayıda anaokulu yok, bu nedenle ülkemizde Montessori eğitimi fazla yaygın değil.

22 Ekim 2009

DİŞ SIKMA ( (BRUKSIZM))

Aşağıda ki konuya neden yer verdim biliyormusun ?
Ben de dişlerim sıkıyormuşum..
Sıkıyormuşum diyorum bunun farkında bile değilim çünki..
Salı sabahı şiddetli bir baş ağrısı , mide bulantısı , kusma ve baygınlık hissi ile uyandım.

Eşimle birlikte acile gittik hemen , ardından bir Nörolog tavsiyesi ile MR çekimine. Sonuçlar önümüzde ki hafta içi belli olacak , Nörolog muayenesin de dişlerinizi sıkıyorsunuz dedi.
Bu ağrıların tetiklenme nedenlerinden biride bu olabilir.Konu ile ilgili araştırma yaptım ve seninle de paylaşmak istedim.

1-2 yıldır aile için de yaşadığımız bir takım sağlık sorunları ve sorumluluklar yüzünden epey zor günler geçirdim sanırım onun etkileri sürüp gidiyor.


Allahım daha kötüsünden sakınsın..


DİŞ SIKMA (BRUKSIZM)


Diş sıkma(Bruksizm) çok sık görülen bir alışkanlıktır. Erişkinlerin yaklaşık olarak %50-%96'sı bu problemle karşılaşmıştır. Çocukların da % 15'inde görülür. Genellikle bu alışkanlık kişi tarafından pek fark edilmez.



Bruksizmin belirtileri
Dişlerde aşınma,
Dişlerde ve dolgularda kırıklar (özellikle ön dişlerde),
Gece uyurken, partner tarafından duyulan gıcırtı sesi,
Yüzdeki kaslarda ve eklem yerinde (temporamandibular eklem) ağrı,
Eklemde açma kapama sırasında çıkan sesler,
Baş ağrısı,
Dişlerde sallanma ve aralanma,
Dişlerde hassasiyet,

Bruksizme ne sebep olur?


Spesifik bir sebebi yoktur.


Fakat duygusal stres gibi pek çok faktörün bunu tetiklediği düşünülür.


Kişinin kişilik yapısı da önemlidir.


Agresif, aceleci, titiz kişilerde daha sıklıkla görülür.Dişlerinin kapanışı düzgün olmayan kişilerde (maloklüzyon), ebeveynlerinde bruksizim problemi olan çocuklarda bu probleme daha cok rastlanır.TedaviHekiminiz tarafından yapılacak gece plağı en iyi tedavi yöntemidir.

9 Eylül 2009

ÇOCUK GÖZLEM FORMU


Okulönceciyiz.biz forumun da rastladıgım bu form , bir çok anaokulu öğretmeni arkadadaşımıza örnek olacaktır. Formu siteden pc'nize indirebilirsiniz .

SIK SORULAN SORULAR

Küçük bebekleri olan teyzelerimin faydalanacakları bu yazıyı senin de okuman için hemen paylaştık .


Sık Sorulan Sorular ve Cevapları

1.Pnömokok Aşısı

Pnömokok zatürrie, menenjit, orta kulak iltihabı ve sinüzit gibi çocukluk yaş grubunda sık görülen enfeksiyon hastalıklarına neden olur. Pnömokok hastalıkları sıklıkla iki yaş altındaki çocuklarda görülür. Mikroorganizma damlacık yoluyla havadan alınır. Pnömokok hastalıklarına karşı geliştirilmiş olan aşı “Amerikan Pediatri Akademisi” ve “Dünya Sağlık Örgütü” tarafından tavsiye edilmektedir.

İki çeşit pnömokok aşısı vardır. Bunlardan “konjuge pnömokok aşısı” iki yaş altındaki çocuklara da yapılabilirken, “polisakkarit pnömokok aşısı” ise iki yaşından büyük çocuklara yapılabilmektedir.

- Normal koşullarda aşı 2-4 ve 6. aylarda olmak üzere 4-8 hafta aralıklarla yapılır. Aşının 12-15. aylarda 4. dozu yapılmalıdır.

- Eğer bebek bu şemaya göre aşılanmamış ve ilk aşı 7-11 aylar arasında yapılacak ise 3 doz olarak uygulanır. İlk iki aşı arasında 4-8 hafta ara olmalıdır. Üçüncü doz ise bir yaşından sonra yapılmalı ikinci aşıdan sonra 8 hafta geçmesi sağlanmalıdır.

- Eğer aşılama 12-23 aylar arasında yapılacak ise 2 doz yeterlidir. Aşılar arasında en az iki ay geçmiş olmalıdır.

- İki yaşından büyük çocuklara pnömokok aşısı sadece bir doz olarak uygulanır.

2. Konak

Konak bebeğin saçlı derisinde görülen bir deri hastalığıdır. Saç diplerinde beyaz-sarı renkli az veya çok ince veya kalın bir tabaka oluşur. Bu yaygın olabileceği gibi bıngıldak etrafında yoğunlaşabilir. Zaman zaman dahaa ince tabaka kaşlarında da gelişebilir. Temizlikle pislikle ilgili değildir.

1. Bebeğiniz için kullandığınız şampuanı değiştirin.

2. Saçını yıkarken çok az miktarda şampuan kullanın.

3. Saçını çok iyi durulayın.

4. Eğer konak tabakası gelişmiş ise, öncelikle mevcut tabakanın temizlenmesi gerekir. Bu amaçla, banyodan bir saat önce zeytinyağı veya sıvı parafin ile saçlı deriyi masaj yaparak yağlayın.Yumuşaması için bir saat kadar bekleyin. Daha sonra sık dişli bir tarakla konak tabakasının kalkmasını sağlayacak şekilde hafifçe bastırarak tersine doğru tarayın. Daha sonra da saçlı deriyi yıkayın. Bir defa uygulama ile tüm tabakanın kalkmasını sağlamak mümkün olmayabilir. Bu uygulama haftada 3 defa yapılmalı tüm sebore tabakasının temizlenmesi sağlanmalıdır.

Herşeye rağmen konak temizlenmiyor ise, bu durumda bir hekimin görmesinde ve tedavi etmesinde yarar vardır.

3. Uyku Düzeni ve Düzensizliği

Sık sorulan sorulardan biri de uyku düzensizlikleridir. Normal koşullarda ilk iki ay bebeğin uyku düzeni çok değişkenlik gösterir. Bebeğin beslenmesinde karşılaşılan güçlükler ve özellikle de “infantil kolik” dediğimiz gaz sancıları uyku düzenini çok bozar. Bu dönemde sabırlı olunmalıdır. Sonraki dönemde her bebek kendi düzenini kurar. Genellikle ilk 6-9 aylık dönemde bebekler günde iki defa 2-3 saatlik dönemlerde uyurlar. Bebek büyüdükçe uyku süresi azalır. Bazı bebekler günde iki defa değil bir defa uyumaya başlarlar.

Akşam bebeğin ne zaman uyuyacağı ise yine değişkenlik gösterir. Bazı bebekler son öğünden sonra sabaha kadar uyanmadan uyurlar. Ancak bu daha az sayıda bebeğin başarabildiği bir durumdur. Genellikle gece saatlerinde de bebekler 2-4 saat aralıklarla uyanıp emmek isteyebilirler. Büyümeleri için bu normal bir durumdur.

Dokuzuncu aydan sonra ise bebek sabaha karşı uyanıp oynamak ister. Bu özellikle çalışan anne çocuklarında görülse de her bebek bu eğilimi yaşayabilir. Yine özellikle anneden ayrı odada uyuyan bebeklerde daha sık görülür. Bu durumda ne yapılacağı anne-babalık ile ilgilidir. Kimi bebeği ile aynı odada uyumaya devam ederek bu sorunu aşar. Kimi de bebeğini odasına ve hatta yatağına alarak uyumasını sağlar. Doğal olarak istenilen bebeğin kendi odasında uyumasına devam etmesi olsa da bu eğilim atlatılıncaya kadar bebeğin anne ile aynı odayı ve yatağı paylaşmasında da sakınca yoktur. Burada ne yapılacağı ile ilgili karar anne-babalık ile ilişkilidir.

4. Kabızlık

Yaş grubu ve kullanılan besinin özellikleri günlük dışkı sayısını değiştirir. Bebekler anne sütü aldıkları dönemde günde 6–8 defa yumuşak dışkı yapabilirler. Bu durum ishal olarak algılanmamalıdır. Önemli olan bebeğin bu koşullarda büyümesini uygun ölçülerde sürdürmesidir. Ancak yine anne sütü alan bebeklerin günde bir defa veya iki günde bir defa dışkıladıklarını da biliyoruz. Bu nedenle kabızlık tanımında da dikkatli olmak gerekir. Bebeğin alışılmıştan daha sert ve/veya ağrılı ve/veya seyrek dışkılaması kabızlık olarak düşünülebilir.

Bebekler büyüdükçe tükettikleri besinler de değişkenlik göstererek artar. Genellikle günde bir veya iki günde bir dışkılamaları beklenir. Günde üç defaya kadar dışkılaması normal karşılanmalıdır. Haftada üçten daha az dışkılaması, dışkılarken zorlanması, ağrı çekmesi ve sert dışkılaması durumunda kabızlık söz konusu olur.

Eğer kabızlık iki haftadan daha uzun sürecek olursa bu durumda kronik (uzun süreli) kabızlıktan söz edilir.

  1. Erken süt çocukluğu döneminde kabızlık görüldüğünde inek sütüne bağlı kabızlık öncelikle hatırlanmalı ve inek sütü proteini allerjisi araştırılmalıdır.
  2. Bazı çocuklar ise daha önce dışkı yaparken zorlandıkları durumda canlarının yandığını veya rahatsız olduklarını bilerek bekletirler. Sıklıkla bebeklerde bu durum çok görülür. Bu durumda dışkı daha da su kaybederek sertleşir ve çıkarılmaları sırasında daha çok sıkıntı yaratırlar
  3. Süt çocuklarında kabızlığın en önemli nedeni yeterli sıvı ve lifli besin tüketmemeleridir. Tükettiği besinlerin liften zengin olması önemlidir. Sebze ve meyveler liften zengin besin gruplarıdır. Ancak çocuklar genellikle bunları sevmezler. Günde iki porsiyon meyve, üç porsiyon sebze yenilmesi ideal uygulamadır. Ancak çocuklarda bu miktarlarda sebze-meyve tüketimini sağlamak gerçekten çok zordur. Makul ölçülerde ve baskı yaratmadan tüketmeleri için gayret edilmelidir. Bol su içmelidir. Kuru erik veya kayısı kompostosu veya marmelatı da kabızlıkta mutlaka denenmeli ilaçtan önce doğal lifli besinlerden yararlanılmalıdır. Kabız olan bebeklere sıklıkla zeytinyağı içirilir. Ancak zeytinyağı ince bağırsaklardan geçerken emildiği için kalın bağırsaklardaki dışkıyı yumuşatamaz.
  4. Diğer bir önemli neden de dışkı yapmak için tuvalete gitmemeleri ve dışkılamayı ertelemeleridir. Çocuklar, sıklıkla kaka yapma ihtiyaçları geldiğinde oyuna ara vermemek veya ailenin birlikte bulunduğu ortamdan ayrılmamak için kakalarını tutarlar ve bu dışkılama hissinin geçmesini beklerler.
  5. Eğer kabızlık tuvalet eğitimi sırasında başlarsa bunun çocuğun yaşadığı baskı ve strese tepki olarak geliştiği düşünülür.
  6. Erken yaş gruplarında eğitim kurumlarında tüm gün vakit geçiren çocuklarda kabızlık daha sık görülebilir. Bu durum, tuvaletin fizik koşullarından kaynaklanabilir. Temiz olmaması, tuvalet kâğıdının olmaması gibi nedenler çok sık olarak dile gelir.

Daha sonraki dönemlerde kabızlığın önlenmesinde ve tedavisinde tuvalet disiplininin geliştirilmesi önemli bir başlangıçtır. Dışkılama duygusu olsun ya da olmasın çocuk mutlaka günde iki defa aynı saatlerde tuvalete oturmalı ve en az on dakika gibi makul bir süre dışkılama için gayret etmelidir. Çocuklarda tuvalet eğitimi için en uygun zaman çocuktan çocuğa farklılık gösterir. İki yaşından önce söz konusu olmamalıdır. Üç yaşından sonra nörolojik olarak dışkıyı tutmayı öğrenebilecek hale gelirler. Bu durum dört yaşına kadar gecikebilir. Acele edilmesi ve baskı yapılması kabızlıkla sonuçlanabilir.

Fitille veya anüsün derece veya değişik yöntemlerle uyarılması ve bebeğin dışkı yapmasının sağlanması çok tercih edilmez. Çok çaresiz kalındığında kullanılabilirse de sık sık uygulanmamalıdır.

Ayrıca kabızlığa neden olan hastalıkların varlığı da akıldan çıkarılmamalı, uzun süreli kabızlık durumunda hekime bu nedenle danışılmalıdır. Bu önerilerin işe yaramadığı sorunun bir hekim tarafından değerlendirilmesi çok yerinde olur.

*alıntıdır.

2 Ağustos 2009

ÇOCUK VE RESİM


Çocuklar büyüyüp,olgunlaştıkça resimleri daha ayrıntılı, oranlı ve gerçekçi olur. Her yaş dönemi resimlerinin belirgin özellikleri vardır.


1-KARALAMA DÖNEMİ (1-4)YAŞ ARASI

Çocuklar bu yaşlar arasında gelişi güzel çizimler yaparlar. Resimler daha çok oyun amaçlıdır. Çizgiler,tren rayı vb. dir.

2-ŞEMA ÖNCESİ DÖNEM (4-7) YAŞ ARASI

Üç yaş çocuğu tipik yuvarlak kafa çizebilir. İnsan çiz değince baş ve ayakları olan insan çizebilirler. Yüz hatlarını belirleyebilir. Dört yaş çocuğu kolları ve bacakları olan çöp adam çizebilirler. Beş yaşındaki çocuğunun yaptığı insan ve evler daha belirgin olmaktadır. Altı yaş çocuğunun yaptığı resimler de artık yavaş yavaş konuda vardır. Resimlerde yer zemini çizgisi mevcuttur. Resimlerde saydamlık da vardır. Örneğin ev çizimlerinde evin içindeki eşyalarında çiziliyor olması gibi.


RENKLERİN ANLAMLARI (4-7) YAŞARASI

Dört beş yaşlarındaki çocuklar genelde renk ayrımı yapmadan resmi boyarlar. Bu yaşlarda ana ve ara renkleri öğrenebilirler. Mutlu resimlerde genelde sarı renk, üzüntülü resimlerde genelde kahverengi renk daha ağırlıktadır. Unutulmamalıdır ki çocuk hangi rengi seviyorsa, resimlerde ağırlık o renge doğrudur. Resimlerde ağırlık kırmızı renkse iddiacılığı ve saldırganlığı temsil eder. Pembe, sarı, turuncu gibi sıcak renkleri seçen çocuklar sevecen, uyumlu, işbirlikçi dir. Siyah,mavi, yeşil, kahverengi gibi soğuk renkleri seçen çocuklar, baskıcı aile ortamında yetişen iddiacı, çekingen, güçlükle kontrol edilen, uyumsuz, gerçek duygularını bastıran çocukları temsil edebilir.

3-ŞEMATİK DÖNEM (7-9) YAŞLAR ARASI

Resimler daha belirgin ve ayrıntılıdır. İlk bakışta resmin ne olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Resimler daha gerçekçidir. Resimde mekansal ilişki vardır.Çocuklar yer çizgisi kullanırlar. Yer çizgisi çocuğun kendisi ve çevresiyle olan ilişkinin boyutunu temsil eder. Bu dönemde kuşbakışı resim çizimleriağırlıktadır.


4-GERÇEKÇİLİK DÖNEMİ (9-12)YAŞLAR ARASI

Bu dönemde resimlerde daha ayrıntılı çizimler ve gerçekçi bir yaklaşım görülür.Resim konularında kızlar ve erkekler arasında farklılıklar gözlemlenir. Kız çocukları daha çok bebek resmi,portreler,elbiseler...erkek çocukları ise araba,gemi, uçak...çizerler. Resimleri beğenmeme, aşırı hassasiyet ve kendini ifade güçlüğü görülür.


5-DOĞALCILIK DÖNEMİ(12-14)YAŞLAR ARASI

Nesneler orantılıdır. Resimler perspektiftir. Yakın çevrede gördüğü objelerin orantılarını, boyutlarını ve derinliklerini çizgileriyle yansıtmaya çalışır.Renkleri ise en iyi şekilde kullanırlar.

Mükemmelliyetçi Aileler ....

Dün Doğa ile nerede ise tüm gün dışarı da vakit geçirdik. Bu arada Doğa'nın bir paten sevdası ortaya çıktı ,illa bir pateni olmalıymış.

Yaşının bunun için henüz müsait olmadığını anlatmam yetmedi sanırım , alışveriş merkezlerin de birin de ayağına bir paten geçirdim ve ayakta durmasının ne kadar zor olduğunu gösterdim ,bir süre ikna olmuştu .

Dün kendi yaşların da bir kız çocuğunun patene benzer bir aletle kaydığını görünce kıyametler koptu." Ben neden kayamıyorum , o benden küçük nasıl kayabiliyor ? " soruları ile iyice bunaldım.

" Bu arkadaşın paten kayma yeteneği belki daha fazladır Doğacım " dedim suratını astı , devam ettim " mesela ben de senin gibi yüzemiyorum ve bisiklete binemiyorum " dedim.

" Sen bunları çok güzel başarabiliyorsun ,ama ben hala yapamıyorum bunun için de üzülmüyorum,çünkü bende yemek yapabiliyorum , seninle güzel oyunlar oynayabiliyorum "

Sen şimdi paten kayamayabilirsin , ama bir kaç yıl sonra belki bu yeteneğin çok hızlı gelişecek ve süper bir patenci olacaksın diye devam edince :) keyfi yerine geldi küçük kurbaaamın :)

Ve aşağıda ki yazı çok faydalı paylaşmak istedim :)

Mükemmeliyetçi Aileler Mükemmel Aileler Değildir

Anne babaların çocuk yetiştirme sürecindeki yaklaşımları; çocuğun kişilik gelişiminde etkin bir rol oynar.

Çocuk; yetişkin olmanın adımlarını atmak için çocukluk döneminde edindiği bilgi, deneyim ve becerilerini kullanır. Mükemmeliyetçi bir davranış biçimi içinde çocuklarını büyüten aileler, doğru bir yaklaşım biçimi sergilememektedir.

Bu tip anne babalar; çocuklarından en doğru davranış biçimini beklemektedir. Çocuk yaşamın her alanında en iyisini başarmalı ve en yüksek performansı göstermelidir. Bu durumun nedenleri ve sonuçları ayrıntılı olarak yetişkin dili ile anlatılır.

Sonuç iyi olursa çocuk çok şey kazanacak ,anne baba daha mutlu olacak ve onu daha fazla sevecektir. Bu değerlendirme ve konuşma yapılırken çocuğun sahip olduğu kapasite göz önünde bulundurulmaz.

Evde bir çok alanda kurallar ve sınırlar önceden belirlenmiştir ve çocuk buna uymak zorundadır. Uyulmadığı takdirde keskin sınırlar ve cezalar ortaya çıkabilir. Bu tip anne babalar daha çok titiz, temiz ve düzenlidir.

Evlerinde birçok şeyin yeri belirlidir ve asla değiştirilmemelidir. Mükemmeliyetçi kişilik özellikleri gösteren bu anne babalar kendi yaşamlarında ve işlerindeki performanslarında da başarı odaklıdır. Bu mükemmelliği yakalayamadıklarında çabuk mutsuz olabilir öfkelenme tepkileri gösterebilirler. Bu durum çocukları ve eşleri ile ilişkilerine olumsuz bir şekilde yansımaktadır.

Bu tip anne babaların çocukları yaşamın her alanında en iyi olmak ister. Yenilmeyi hatta ikinci olmayı bile asla kabul edemez. Bunun için büyük çaba gösterir.

İstenilen hedefe ulaşmak için gereken her şey yapılmalıdır. Örneğin; derslerinin hepsinden sınıfın en yüksek puanına ulaşmak için okuldan gelince yemek yer ve hemen ders başına oturur. Uzun sürelerle çalışır . Sosyal yaşamdan , arkadaşlarından tamamen kendini soyutlar.

Hedefe ulaştığında kendine güvenir, herkesin ilgi odağı olduğu ve onu sevdiği düşüncesine kapılır. Başarı onun için her şeydir. Ergenlik ve yetişkinlik döneminde bu çabalar daha çok yoğunlaşır ve mutsuzluklar artma gösterir.

Karşı cins tarafından tercih edilmemek, ilgi odağı olamamak büyük mutsuzluklar yaşamasına neden olur.
Bu büyük mutsuzluklar intihar düşüncelerini beraberinde getirebilir.
Aşağılık duyguları yaşayabilir.

Bu çocuklar; başaramadıklarını gördüklerinde her şeyi bırakma davranışı da gösterebilir. Sınav dönemlerinde; kaygıları daha yüksektir. Başarılı olsa da hedefledikleri gibi başaramayacağı düşüncesi bu kaygı düzeyini daha da arttırmaktadır.

Yetişkinlik döneminde de mükemmel bir iş , mükemmel bir ilişki , eş, mükemmel bir çocuk hedefler. Bu sonuca ulaşmak için uzun yıllar gösterilen yoğun çaba bireyi zamanla yormakta ve fizyolojik ya da psikolojik rahatsızlıklar için zemin oluşturmaktadır.

Yaşamda sağlıklı , mutlu ve başarılı çocuklar / yetişkinler yetiştirmek isteyen anne – babalar ; çocuklarına güven duyduğunu ve onu her koşulda sevdiğini göstermelidir.

Onun farklı bir birey olduğunu, kapasitelerinin, ilgi ve becerilerinin ona özgü olduğunu unutmamalıdır. Anne ve baba çocuk için doğru bir model olmayı becerebilmelidir. Çocuğun kendi fikirleri aile içinde alınır ve karar çocuğa bırakılır. Kurallar aile içinde birlikte alınmalı ve bu kurallara ailenin her üyesi uymalıdır.

Psikolog Eda Gökduman
www.edagokduman.com

27 Temmuz 2009

Çocuklar Bedenini Korumayı Öğrenmeli

Allah böyle bir durumla karşılaştırmasın ama her zaman çocuklarımız bu risk altın da , onun için her an bu konuda hassaiyetimizi korumalı ve bu yazıyı olabildiğince çok insanla paylaşmalıyız. Bu yazı bir hazine değerin de benim için.

Dört yaşından itibaren anne - baba olarak bu konu hakkın da minik meleklerimizi ne şekil de yetiştirebiliriz sorumu çok net bir şekilde anlatmışlar.
Geçen yıldan beri Doğa'ya vücudunda ki özel bölgeleri ve bunlara kimsenin dokunmasına izin vermemesi gerektiğini öğrettim.
Etek yada elbise giydiği zaman boxer iç çamaşırı giydiriyorum ,kazara ben unutsam bile artık o unutmuyor anne " etek /elbise giydiğim için uzun çamaşır giyeceğim "diyor.


*******************************************************************

Cinsel tacize karşı çocuklar, kendi bedenini koruma refleksi ile büyümeli...
Çocuklara yönelik cinsel taciz, anne babaların en büyük korkularından biridir.
Çünkü, taciz, insan yaşantısını değiştirmesi açısından cinayetten sonraki en ağır suç olarak kabul edilir. Ailelerin, çocukları böyle bir mağduriyetten koruma ve eğer tacize uğramışsa bunun nasıl anlaşılacağı konusunda bilgi sahibi olması gerekir.

Bir çocuğun tacize maruz kalmayacağından hiçbir zaman emin olunamayacağını belirten pedagog Adem Güneş, aileleri çocuklarını tacize karşı eğitmeleri konusunda uyarıyor.
Adem Güneş, Sistem Yayıncılık'tan çıkan "Anne Babaların Korkulu Rüyası Çocuklara Yönelik Taciz" adlı kitabında, çocukların tacizden nasıl korunacağını, taciz yaşamış çocukla iletişim kurmayı, tacize uğramış çocuğun davranışlarını ve bir tacizcinin nasıl tanınacağını örnek olaylarla anlatıyor.

Tacize uğrama noktasında kız ve erkek çocukların aynı oranda risk altında olduğunu belirten Güneş tacizi şöyle tanımlıyor:

"Cinsellik içeren her türlü söz, fiil ve materyallerle bir çocuğa yakınlık kurmaya çalışmak çocuklara yönelik cinsel taciz kapsamına girer. Çocuğun duygularının cinselliğe alet edilerek taciz edilmesine duygusal taciz denir.

Fiziksel taciz ise cinsel içerik taşıyan dokunmalar da dahil olmak üzere, sonucu tecavüzle biten saldırganlık arasındaki bütün davranışları içerir." Çocuklara taciz ve tacizci yetişkinler tehlikesinden açıkça bahsetmek çocuğun tacizden korunabilmesi için yeterli değildir.
Ayrıca, çocuğa tehlikeli kişilerden korunmasını tembih etmek, onun sosyal gelişimini ve güven duygusunu zedeleme riski taşır.

O yüzden çocuk, kendisine yönelmiş bir taciz tehlikesine belki farkında bile olmadan refleks halinde karşı koymasını öğrenmelidir. Çocukların en çok 4-11 yaş arasında tacize uğradığı belirlenmiştir.

Çocuğa 'temel davranış refleksi' kazandırmanın en başarılı olduğu yaş grubu ise 4-7 yaş dönemidir.

Çocuklara nasıl bir bilinç kazandırılmalı?

'Bedenim bana özeldir' bilinci

Kendi bedeninin kendisine ait olduğu hissini kazanamayan ve kendi bedeni üzerinde başkalarının bir şeyler yapabileceğini düşünen çocuk rahatlıkla taciz tuzağına düşebilir.
4 yaşından itibaren çocuğa bu bilinç verilmeli. Örneğin, terlemiş bir çocuğun atleti izin alınmadan aniden çıkartılmamalı. Çocuk zamanla kendisinden izin alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve rahatsız olur.

'İzin verirsem dokunabilirsin' bilinci

Çocuk, kendi bedenine olan hakimiyetini öğrenmekle birlikte, hakim olduğu bu beden üzerinde kendisinin söz hakkı olduğunu bilmeli. Ebeveynlerin 4-5 yaşından sonra çocuklarını öperken bazen 'Seni öpebilir miyim?' diye müsaade istemesi bu bilincin oluşmasında etkilidir.

'Dokunulması yasak olan yerlerim' refleksi

Çocuklar 4 yaşından itibaren vücutlarının belli bölgelerine dokunulmasından rahatsız olmaya başlamalı. Çocuk eş, dost ve akrabalar tarafından cinsel organlarına dokunularak, öperek, vurarak sevilmemeli.

'Fiziksel baskıya direnme' refleksi

Taciz yaşamış çocukların birçoğu çırpınmanın ve kaçmanın çözüm olmadığını düşünüp kaçmayı denememişlerdir. Çocuklara olan sevgi gösterileri sırasında kendi güçsüzlüğünü hissettirecek kadar orantısız güç gösterisinden sakınmalı.

'Vücudum görünmemeli' hissi

Çocuk, çıplak olarak ortada bırakılmamalı. Kendisini başkalarının yanında çıplak görmeye alışkın olmazsa elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyar.

'Banyoda çıplak olunmaması' bilinci

4 yaşından sonra anne baba çıplak olarak çocukla aynı banyoda bulunmamalı. 7 yaşından sonra çocuğun genital bölgelerinin başkasınca görünmesine izin verilmemeli.

Tuvalette benden başkası olmamalı

4 yaşına girmiş bir çocuğa tuvaletin özel bir mekan olduğu ve tuvalet ihtiyacını gideren birinin başkaları tarafından görülmesinin doğru olmayacağı öğretilmeli.

'Soyunma ve giyinmede yalnızlık' ilkesi

Çocuğun bedenine yönelmiş bakışlardan rahatsız olacak refleksi kazanması için 4 yaşından itibaren ortalık yerde çıplak dolaşmamayı öğrenmesi gerekir.

'İzin verirsem kabul edilirsin' ilkesi

7 yaşından sonra çocuğun odasına girerken anne baba bile izin almalı. Giyinip soyunurken izin alarak yardım edilmeli.

Çocuklara Sorumluluk Almayı Öğretmek

Psikolojik Danışman Deniz Çağlı Günim

Bütün anne babalar çocuklarını sorumluluk sahibi, kendi ayakları üzerinde durabilen birer birey olarak yetiştirmek ister. Hiçbir çocuk sorumluluk sahibi olarak doğmaz. Sorumluluk almak çok küçük yaşlardan itibaren öğrenilen ve gelişen bir beceridir.

Hiç kimse sorumsuz bir çocuk yetiştirmek istemez. Çocuklar doğdukları andan itibaren bizleri izler, taklit eder, model alırlar. Bu nedenle herşeyden önce kendimize bizler sorumluluklarımızı yerine getiriyor muyuz diye sormamız gerekir:

    • Yapmamız gerekenleri zamanında yapıyor muyuz?
    • Randevularımıza vaktinde gidiyor muyuz?
    • Verdiğimiz sözleri tutuyor muyuz?
    • Yapmamız gereken bir işi en iyi şekilde yapmaya çalışıyor muyuz?

Sorumluluk almak hayatı nasıl algıladığımızla ilişkilidir. Çocuğumuzun kendine saygılı olup, kendi için doğru olanı yaparken başkalarının ihtiyaçlarını ve hissettiklerini anlamalarını bekleriz. Eğer herkesin yaşı ya da becerisi ne olursa olsun bir işin yapılmasına katkıda bulunabileceğine inanıyorsak, bu davranışlarımıza, çocuğumuzdan neler beklediğimize de yansıyacaktır.

Çocuklar ancak onlara fırsat verilirse sorumluluk almayı öğrenirler. Çocuklara seçme şansı tanımak, fikirlerini paylaşma ortamı hazırlamak, yaptıkları hatalardan ders çıkarma fırsatı tanımak gerekir. Çoğu kez okul başlayana kadar çocuklarına daha küçük, beceremez diye sorumluluk vermeyen; yapabildiği halde onu giydiren, yemeğini yediren anne babalar; okul başladığında çocuklarının ödevlerini yapmadığından, çantasını toplamadığından şikayet ederler. Oysa çocuk o ana kadar hiç sorumluluk almadıysa okul hayatı başladı diye birden bire ödev yapma, çanta toplama, eşyalarına sahip çıkma gibi sorumlulukları almak istemeyecektir.

Çocuklara Verilebilecek Sorumluluklar
3-4 yaş:

  • Oynadıktan sonra oyuncaklarını toplama
  • Giyinip soyunmaya aktif olarak katılma
  • Taşıyabileceği şeyleri taşıma
  • Kağıt gibi çöpleri çöp kutusuna atma

5-6 yaş:

  • Telefona bakma
  • Masa kurmaya yardım etme
  • Alışveriş listesi hazırlamaya yardım etme
  • Evcil bir hayvanı besleme sorumluluğunu alabilme

7-8 yaş:

  • Basit ütüleri yapabilme
  • Telefon mesajlarını yazabilme

9-10 yaş:

  • Yatağını toplama
  • Kendine sandviç hazırlama
  • Bulaşık makinesini çalıştırabilme
  • Kahve yapmak gibi ev işlerine yardım etme

Çocuğa sorumluluk vermek onun kendine olan güvenini de geliştirecektir. Başarabildiğini ve sizin ona güvendiğinizi gördükçe daha büyük sorumlulukları almaya istekli olacaktır. Bu nedenle ona becerebileceği işleri vermek ve büyüdükçe sorumluluklarını arttırmak gerekir.

Çocuklara Sorumluluk Sahibi Olmayı Öğretirken Dikkat Edilmesi Gerenler:

  • Çocuklar yaptıkları işin bir işe yaramadığını düşündüklerinde yapmak istemezler. Bu nedenle onun katkısının ve yaptığı işin önemini vurgulayın.
  • Evdeki sorumluluklarını seçmelerine izin verin. Ancak bunu yapman gerekir dediğiniz durumlar da olmalıdır.
  • Çocuklara kimi zaman keyif almasalar da sorumluluklarını yerine getirmeleri gerektiğini öğretmek gerekir.
  • Çocuğa küçük yaşlardan itibaren becerileri doğrultusunda sorumluluk verilmelidir. Okula başladığında artık büyüdü ve sorumluluk alabilir diye düşünüp, ona bir sürü görev yüklemek haksızlık olacaktır.
  • Ödüller yeni bir beceri öğretirken önemli araçlardır. Ancak çocuklar sadece bir şey kazanacaklarını düşünerek sorumluluklarını yerine getirmeyi öğrenmemeliler. Bu nedenle onları sorumlulukları için ödüllendirirken dikkatli olunmalı ve ödülleri zaman içinde azaltmak gerekir.
  • Yapılması gerekenleri organize etmesine yardımcı olun. Gerekirse hatırlatıcı notlar ya da listeler kullanın.
  • Onun yerine yapması gerekenleri yapmayın. Yapmamayı tercih etmek de onun sorumluluğu olmalı. Örneğin ödevini yapmadı, ödevsiz okula gitmek istemiyor diye onun yerine ödevini yapmayın.
  • Görevleriyle ilgili hissettiklerini paylaşmasına fırsat tanıyın.
  • Anne baba olarak görevleri konusunda tutarlı davranın.

Sorumluluk almak bir işi yapmanın gerekliliğini anlayarak, başkasının zorlaması olmadan bir işi yapmaktır. Yeni bir şey yapmak cesaret ister. Bu nedenle çocuklara sorumluluk verirken yaşına ve becerilere uygun olmasına dikkat etmek ve cesaretlerini kırmamak önemlidir. Çocuklarımızla ilgili gerçekçi beklentiler oluşturmak ve bunları anlayacakları bir dille onlarla paylaşmak, sorumluluk alma becerilerini destekleyecektir.

ÇOCUKLA İLETİŞİM -CESARETLENDİRME

Bu yazı Doğa'nın şu sıralar ihtiyacı olan davranış biçiminin açılımı aslında ,bu sıralar hem odasın da tek başına uyumaya çalışıyor hem de bisiklet kullanmayı öğreniyor , bunlar için cesaretlendirilmeye ihtiyacı var.

Harfi harfine aynı cümleleri kurmasam da , aşağıda ki yazı da belirtilen davranış biçimini uyguladığımı görmek benı mutlu etti.

*****************************************************************************

Cesaretlendirme çocuğunuzun özgüvenini güçlendirmede önemli bir tutum olabilir. Ancak aynı zamanda hatalı da kullanılabilir. En önemli kural cesaretlendirme yaparken çocuğun çabalarına ve başarılarına odaklanmaktır, kişiliğiyle ilgili özelliklere değil. Örneğin, çocuğunuz odasını toplarken, ona odasının düzenli olması için çaba gösterdiği ile ilgili bir yorum yapmak ve odasının ne kadar güzel göründüğünü söylemek, “iyi bir çocuk” olduğunu söylemekten daha etkilidir.

Etkili dinlemeye benzer olarak, cesaretlendirme yaparken kullandığınız kelimeler çocuğu yargılamamalı, bunun yerine çocuğun çabalarına ve başarılarına ayna olacak şekilde gerçekçi bir resim çizmelidirler. “İyi, kötü, çirkin, harika, vb. gibi” değerleri ve yargıları içeren kelimeleri kullanmamaya özen gösterin. Çünkü belirli değerlerle ve yargılarla yüklü bu kelimeler çocukları “başkalarını memnun etmeye” ve “onların onayını kazanmaya” yönlendirirler. Bu tutumun uzun dönemdeki sonuçları ise özgüvenlerinin başkalarının onayına ve kabulune bağlı olarak gelişmesidir. Yargı yüklü bu tip kelimeleri kullanmayı engelleyerek, çocuğunuzun kendiyle ilgili olumlu imaj geliştirmesine ve gösterdiği çabaları takdir etmesine yardımcı olabilirsiniz. Yalnızca çocuğun neler yapabildiğini gördüğünüzü ifade etmeniz, onlara kabul edildiklerini ve yetenekleri olduğunu inandırır.

Yorumlarınızı ifade edin ki çocuk kendisiyle ilgili olumlu sonuçlara varsın. Örneğin, Ali babasına evdeki bir tamir işinde yardım etmek ister. Bu arada ağır bir eşyayı kaldırmaya çalışır.

Baba: Bu sandalye çok ağır. Kaldırmak çok zor, ama sen kaldırabildin.
Kağan: (gururla) Ben kaldırdım!
Baba: Bu oldukça güç ister.
Kağan: Ben zaten güçlüyüm.

Bu örnekte baba işin zorluğu ile ilgili yorum yapar ve aralarındaki diyaloğun sonunda çocuğun kendi gücü ile ilgili sonuca varan kendisi olur. Bu örnekte olduğu gibi anne babaların çocukla kurdukları iletişim şekli onun kendiyle ilgili algısını oluşturmada çok önemlidir. Bu iletişimle, çocuklar kendileriyle ilgili sonuçlara vararlar. Eğer babası ona “sen çok güçlüsün” deseydi, Kağan “o kadar da değil” diyebilirdi.

Cesaretlendirmenin iki kısmı vardır:
1. kullandığımız kelime
2. çocuğun vardığı sonuç

Kelimelerimiz çocuğun çabasını, başarısını, yardımını, düşüncesini, ya da yaratıcılığını takdir ettiğimizi ifade etmelidir. Kelimelerimiz öyle bir şekilde düzenlenmeli ki çocuk kendi kişiliğiyle ilgili olumlu ve gerçekçi bir sonuca varbilmeli. Kelimelerimiz çocuğun kendiyle ilgili olumlu bir resim çizmesine yardım edebilmeli.

Cesaretlendirme yaparken şu 5 adımı izleyin:

1. Gördüğünüzü anlatın.

Anne: Toplu bir yatak görüyorum ve kitaplar düzenlice rafa dizilmiş.

2. Nasıl hissettiğinizi anlatın.

Anne: Bu odaya bakmak çok hoş.

3. Çocuğun hoşunuza giden davranışını bir kelimeyle özetleyin.

Anne: Kalemlerini, kitaplarını toplamışsın ve yerlerine koymuşsun. Odan çok düzenli görünüyor.

Çocuğunuzun çabasını farkettiğinizi ve ona kabul gösterdiğinizin ifadeleri:

“Bundan hoşlanmana sevindim”
“Bununla bu şekilde başa çıkman hoşuma gitti”
“Bu işin üzerinde gerçekten çok çalıştın”
“Buna oldukça zaman ayırıyorsun”

Özet olarak, cesaretlendirme şunları kapsamalı:

1. Çocukları olduğu gibi kabul etme, kabul etmek için şartlar koymama.
2. Davranışın olumlu taraflarını gösterme (“Bununla başaçıkma yolun hoşuma gitti”)
3. Çocuğunuza inandığınızı göstermek ve böylece o da kendine inanacaktır (“Biliyorum ki sen ve kardeşin bunun üstesinden gelebilirsiniz”)
4. Ondan başarı göstermesini istemek yerine, çabasını ve cesaretini farkedin.
5. Katkılarını takdir edin.

Uzm. Psikolojik Danışman Filiz Çetin

3 Temmuz 2009

YAŞLARIMIZA GÖRE BEDEN ÖLÇÜLERİMİZ


Bir çok annenin işine yarayacak güzel bir tablo geçti elime , yeğenlere , kuzenlere :) yada çocuklarına hediye alırken bu tablo işine epeyyy yarayacak eminim :) Annemin yarıyor ; )

29 Haziran 2009

Sezaryen da Büyük Tehlike

Biraz önce babam tarafın dan anneme gönderilen yazıyı senin de okumanı istiyorum.

Sezaryenla doğumda çocukların tüm hayatını etkileyecek büyük bir tehlike ortaya çıktı.
İsveç'te yapılan bir araştırma, sezaryenle doğan çocukların DNA'larında değişim yaşandığı sonucunu verdi.


İsveçli doktorların, kadınların gittikçe daha çok tercih ettiği sezaryenle doğum konusunda yaptıkları araştırmaya göre, bu yöntemle doğan çocuklar ileride sağlık açısından sorunlar yaşıyor.

Karolinska Enstitüsünde yapılan araştırma, sezaryen yönteminin neden olduğu genetik yapıdaki değişimin şeker, kanser ve astım hastalıklarının görülme riskini artırdığını ortaya koydu.
Araştırma sırasında normal doğumla dünyaya gelen çocuklar ile sezaryenle dünyaya gelen çocukların kordon bağından alınan kan örnekleri laboratuvar ortamında tahlil edildi. Her iki gruptaki çocukların kanlarında bulunan al yuvarlarda farklılıklar olduğu, bu farklılığın da DNA'larda değişime neden olduğu belirlendi.


Doktorlar, bu değişimi, doğum sırasında bebeklerin yaşadığı strese bağladı. Normal doğumda bebeğin yaşadığı stres, doktorların olumlu olarak niteledikleri ağırdan başlayıp artan bir stres olurken, sezaryenle yapılan doğumlarda bebeklerin yaşadığı ani stres olumsuz olarak değerlendirildi.

Araştırmaya katılan doktorlardan Prof. Dr. Michael Norman, doğum ve stresin bebeğin DNA yapısı ve bağışıklık sistemi açısından önemine vurgu yaparken, “Doğum sırasında bazı genler aktif, bazı genler pasif hale geliyor. Doğumdaki stres de bunu etkilediği için sezaryenle doğan bebeğin DNA'sı değişiyor.

Araştırmalarda, sezaryenle doğan bebeklerde DNA değişiminden dolayı bu bebeklerin kanser, şeker ve astıma yakalanma olasılıklarının daha yüksek olduğu ortaya çıkıyor” dedi.

Batı dünyasında sezaryenle doğumların arttığına dikkati çeken Norman, ileride çocukların karşılaşabileceği hastalıkların dikkate alınmasını istedi ve “Bu konuda daha dikkatlı olunsun. Sezaryenle doğum tamamen tehlikesiz görünmesin” dedi.

13 Haziran 2009

Eslem Teyzem Bloğun' da demiş ki....

Eslem Teyzem blogun da çok güzel bir bilgi paylaşmış ,ben senin de bu değerli bilgiden haberdar olmanı istedim.
İnsan midesinin ayakta ve oturur vaziyetteki pozisyonu farklıdır.
Ayakta duran bir insan eğer sıvı gıda içerse doğrudan doğruya onikiparmak barsağına geçer.
Midenin küçük eğriliğine uyan kısmında Waldeyerin mide caddesi denen bir oluk bulunur. Sıvı gıdalar bu yolu takip ederek zaten devamlı küçük bir açıklığı olan mide çıkışını (pilor) geçerek 12 parmak barsağına (duodenum) geçer.
Eğer insan sıvı gıdayı oturarak içerse bunlar önce midede birikir, asitle karışarak mikropları ölür ve sonra 12 parmak barsağına geçer.
Bu durumda oturarak su içme usulüne uymakla insan kolera da dâhil, birçok insan hastalıklarından korunmuş olur.
Rastgele yerde meşrubatı alıp ayakta içenler bu tehlikeye daha fazla maruz kalırlar.

7 Haziran 2009

Nezihe Teyzem Blogun da diyor ki....


Nezihe Teyzem blogun da çok güzel bir yazı paylaşmış.

Yüz boyamayı ben de çok seviyorum , dışarı da yüz boyama yapan birileri varsa hemen yanlarına koşuyor ve boyama yapmaları için sabırla sıramı bekliyorum. Çoğu zaman annem buna izin vermese de beni kıramadığı anlar oluyor.

Annem öğretmenlik yaptığı dönemler de okulda yüz boyaması yaptıklarını söyledi,biz de eve yüz boyama için özel kalemler aldık. Yüzümü artık annem boyuyor.

Ancak bu akşam Nezihe teyzemin blogunu okuduğun da bu boyaların çocuklar üzerin de olumsuz etkileri olduğunu öğrendi.

Sanırım bundan sonra yüz boyamayı unutmam lazım :S

1 Haziran 2009

İNCE - MOTOR BECERİLER


İNCE - MOTOR BECERİLER
Ortalama Kazanma Yaşı (yıl)

Başkasının ellerine topu fırlatma - 4 yaş
Kare ve üçgen çizme -5 yaş
15 saniye için bir ayağı üzerinde durma -5 yaş
15 kez bir ayağı üzerinde zıplama-5 yaş
Sağını-solunu tanıma-5 yaş
Eksik insan ve eşya resimlerini tamamlama-5 yaş
Ellerine atılan tenis topunu tutabilme-5.5 yaş
Tripod kalem tutma (üç parmakla)-5.5 yaş
Ritmik zıplama (ip atlama gibi)-6 yaş
Fırlatılan topu elleriyle havada yakalama-6 yaş

SOSYAL UYUM İLE İLGİLİ BECERİLER

Benim bu yaşlar da neleri yapabilmem gerekir merakı ,annemin internette araştırma yapmasına vesile oldu , bu araştırma sonucu aşağıda ki tabloya ulaştık. Burada yer alan konuların, yaş aralıklarına bakınca bir çok şeyi zamanın dan önce yaptığımı öğrendim ,buda hoşuma gitti.

Sende bak istersen ?

SOSYAL UYUM İLE İLGİLİ BECERİLER
Ortalama Kazanma Yaşı (yıl)

Düğmeleme ve düğmeyi açma -4 yaş
Yemek yerken çatal ve kaşık kullanma -4- yaş
Merdiven inip çıkarken ayak değiştirme -4 yaş
Ellerini, yüzünü yıkayıp kurulama - 4.5 yaş
Ayakkabı bağlama hariç kendisinin giyinmesi - 4.5 yaş
Tuvalet ihtiyacını yalnız giderme -4.5 yaş
Talim tekerlekli bisiklet sürme -4.5 yaş
Makasla bir kâğıdı kesme -4.5 yaş
Ayakkabıyı doğru ayağa giyme -4.5 yaş
Kaydıraktan kayma - 4.5 yaş
Hatları boyama - 4.5 yaş
Makasla bir çizgi boyunca kesme - 5.5 yaş
Kuralları izleme - 5.5 yaş
Ad ve soyadını yazma - 5.5 yaş
Birkaç adım zıplama - 5.5 yaş
Talim tekerleksiz bisiklet kullanma -6 yaş
Bıçak ile ekmeğe yağ sürme - 6 yaş

26 Nisan 2009

Kız Çocukları Persantil Değerleri

Annemin arşivine eklediği faydalı konulardan biri daha.

Kız Çocukları Persantil Değerleri
Sağlıklı çocukların boy uzunlukları ilk 6-12 aydan başlayarak genetik yapılarına özgü persantil değerlerine yaklaşır ve 2-3 yaşlarında çocuğun kendi genetik özelliğini yansıtan persantil değere ulaşır.

Örneğin 2 yaşında boy bakımından 10. persantil değerine uyan bir çocuk, çoğu zaman 4-5 yaşlarında da o yaşa uyan 10.persantil eğrisi üzerinde bulunacaktır.

Çocuğun bulunduğu eğriden ayrılması, örneğin 50. persantilde giderken 10. persantile düşmesi, araya büyümeyi engelleyen bir olayın girdiğini gösterir.
(hastalık, beslenme bozukluğu, psikolojik bozukluk)
Hedef Boy :
Büyümeyi etkileyen önemli faktörlerden biri kalıtımdır. Normal büyüyen bir çocuğun boyu
6-12 aylıktan sonra genetik potansiyeline uygun bir persantil değerine yaklaşmaya başlar.

Genellikle 2-3 yaşlarından sonra anne-baba boyu ile çocuğun boyu anlamlı korelasyon gösterir. Bu nedenle boy uzunluğunu değerlendirirken , çocuğun persantil eğrisindeki konumunun anne ve babanın boy ortalamasını yansıtan hedef boya uygun olup olmadığını saptamak önemlidir.

Hedef boyu hesaplarken her toplumun kendi standartlarına göre kadın ve erkek boyu arasındaki farkı göz önüne almak gerekir. Kadın ve erkek arasındaki bu fark Türk toplumu için 13 cm'dir .Bu nedenle Kız çocuğunda hedef boy, [(bababoyu-13 cm) + anne boyu/2] formülü ile hesaplanır.

Erkek Çocuk için hedef boy ise [Anne boyu + 13) + Baba boyu/2] forumülü ile hesaplanır.

Bu tabloda Türk Kız çocuklarında ağırlık, boy ve baş çevresi ölçümleri gösterilmektedir.
3-10-25-50-75-90-97 Sayıları persantil değerleridir