LinkWithin

Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin
SAĞLIK ÜZERİNE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SAĞLIK ÜZERİNE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2011

Ben 8 kilomu demiştim :) 10 Kilo nasıl zayıfladım :))

Ne yapayım kendime dur diyemiyorum :)
Arkadaşlar hala Canan Karatay Efendigil'lin kitabını almadıysanız lütfen alın.
İşe yarıyor diyorum :)

9 Ağustos 2011

KANSERE NEDEN OLAN BESLENME ALIŞKANLIKLARIMIZ

Çok uzun biliyorum ama çocuklarımızın ve kendi sağlığımız için lütfen okuyun...

..............

İstanbul Sultangazi'de "KANSERE NEDEN OLAN BESLENME ALIŞKANLIKLARIMIZ"
konusunda düzenlediği toplantıda Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL'UN konuşması.
*"YAĞ" ve "ŞEKER"*
*Eğer hayvan merada %100 yeşillikle besleniyorsa, asla başka yabancı gıda
almıyorsa, o tereyağı dünyanın en iyi yağıdır. Zeytinyağından da iyidir. Ama
marketten satın aldığınız tereyağı ahırda beslenen, pancar küspesi, mısır
silajı veya başka tahıllarla beslenen hayvanların yağıdır...*
Sizin sağlığınızı korumak için ne yediğinize bakmanız lazım. İşte temel
hatalardan biri yağ seçimi. * *
*** *
*Biz ayçiçek yağı, mısırözü yağı, margarin veya endüstriyel tereyağı
yediğimiz sürece hasta olmaya mahkumuz.*
Elimizde iki tane yağ var şu anda. Bir, zeytinyağı; iki, %100 mera sütünden
yapılmış tereyağı. Peki fındık yağını nereye sokacağız? Bu liste içinde
bakın fındık yağının yağ asit içeriği, yani temel yağ bileşimi zeytinyağına
çok yakındır. Hasta edici bir yağ değildir. Ama zeytini sıkıyorsun, yağını
elde ediyorsun. Fındığı eziyorsun, püre haline getiriyorsun, 80 dereceye
ısıtıyorsun, eter katıyorsan, yağını öyle elde ediyorsun. Hangisi tercih
edilir? Zeytinyağı tabii ki. Yani fındık yağını eve sokmanın bir alemi yok.
Ha zeytinyağının tadına hiç tahammül edemiyorsan o zaman rafine zeytinyağı
kullanabilirsin. O da işte fındık yağıyla aynı yöntemle elde edilir.
Yani *piyasa
değeri olmayan, çok koyu, kokulu zeytin yağlar fabrikaya gönderilir. Onlar
da 70-80 dereceye ısıtılır; sonra da eter katılır; yağ elde edilir. İlk
etapta rafine zeytin yağı elde edilir. Hiç kokusu yoktur, hiç tadı yoktur.
Eğer bu rafine zeytin yağına, %5 oranında sızma zeytin yağı katarsanız, o
zaman riviera tipi zeytinyağı elde etmiş olursunuz.* Hani marketlerde
görüyorsunuz ya, o fabrika eseri bir yağdır; ayçiçekle filan karışmış
değildir. *Saf zeytinyağıdır. Ama neden yoksundur biliyor musunuz? Sızma
Zeytinyağında var olan antioksidanlardan yoksundur. Çünkü oksitlenme, yani
paslanma bütün bizim hastalıkların temelindeki ana unsurdur. *
*Nasıl açık havada bırakırsan demiri yağmurda paslanır,
ama biz ne yaparız, antipas diye bir boya süreriz paslanmasın diye.
Vücudumuzun da antipasları vardır.
Bunlara biz antioksidan diyoruz. *
Antioksidanları ağırlıklı olarak sebze-meyvelerden elde ediyoruz. Zeytinyağı
antioksidanlardan çok zengindir ve kalp hastalıklarına karşı koruyuculuğu
önemli oranda antioksidanlardan dolayı kaynaklanmaktadır. Ama biz onu
ısıttığımız zaman, rafine zeytinyağı elde ettiğimiz zaman, bu unsurları
geniş ölçüde kaybediyor. O yüzden mümkün mertebe sızma zeytinyağı
kullanmalıyız ve çocuklarımıza da bu tadı alıştırmamız lazım.
İkinci temel hatamıza geçmeden birincisi olan yağ seçimini özetlersek, daha
Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinin Trabzon bölümünde, hamsinin zeytinyağı
ile kızartıldığının tarifi vardır. Sen 500 sene önce bu topraklarda bunu
biliyordun. Ama biz, dış etkilerle doğruyu unutturulduk ve yanlışlara
sürüklendik. İşte o yanlışlıklar bizi hastalıklara sürüklüyor. Zaten dünyada
bir tek Akdeniz yöresinde yetişiyor. Şimdi Arjantin'de, Çin'de zeytin ağacı
yetiştirilmeye çalışılıyor. Biz toprağındayız. 5.000 yıldır bu topraklarda
zeytinyağı kullanılıyor. Ne olur biraz özümüze geri dönelim.
**
*İkinci büyük hata şeker.* Hayatımızda şeker, insanlık tarihi itibarıyla
bakarsanız çok yeni bir olgu.
*Peki şeker bir besin maddesi midir? *
*Değildir.*
Çünkü besin maddesini nasıl tanımlıyoruz? İnsanın bedensel ve ruhsal
işlevlerini ve çoğalmak için, yani neslini sürdürmek için gerekli maddelere
biz besin maddeleri diyoruz. Şeker, insanın herhangi bir işlevini yerine
getirmek için gerekli mi?
*Evet. Beyin glikozla çalışıyor.*
*Omurilik hücreleri glikozla çalışıyor. *
*Eritrosit dediğimiz alyuvarlar glikozla çalışıyor.
Enerji kaynağı olarak glikozu kullanıyor.
Peki dışarıdan şeker alıp da daha akıllı olan bir insan gördünüz mü? *
Hani beyin glikozla çalışıyor ya, şeker yediği için daha akıllı olan bir
insan gördünüz mü? Veya sperm, enerji kaynağı olarak früktozu kullanıyor.
Meyve yiyip de daha müthiş erkek olanı gördünüz mü? Çünkü; * *
*insanın gereksinimi olan glikozu da früktozu da
vücut kendisi üretiyor.
Dışarıdan asla alınmasına gerek yok.
Dolayısıyla biz şeker yediğimiz zaman
tamamen sadece damak zevkimiz için yiyoruz.
Asla hiçbir bedensel ihtiyacımız yok. *
O yüzden şekere boş kalori denir. Yani gereksiz yere aldığımız kalori. E
bugün bakın şimdi son bir hafta içinde yediklerinize, ne kadar boş kalori
aldınız? Çok... Niye?... Hasta olmak için, Sadece hasta olmanıza katkıda
bulundu. *Bir de son zamanlarda pancardan elde edilen şeker de bir yana
bırakıldı; daha ucuz olsun diye mısırdan elde edilen şeker kullanılmaya
başlandı. Fruktozdan zengin mısır şurubu. Ne yazık ki, bizim gıda
tüzüğümüzde farklı şekerlerin farklı adlandırılması zorunluluğu yok.* Şeker
şekerdir mantığıyla ister nişasta bazlı şeker yani mısır nişastasından elde
edilmiş şeker olsun ister pancar şekeri ister ... şekeri olsun hepsinin
üstünde şeker yazılması yeterli.
**
Halbuki
*mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu,
aynı miktar kaloride bile olsa normal şekere göre
% 46 daha şişmanlatıcı*
Özellikle karın bölgesi yağlanmasına yol açıyor. Bu bilimsel olarak
kanıtlandı.
Dünyanın en saygın üniversitelerinden biri, Amerika'da bir teknik
üniversitenin bir öğretim üyesinin sözünü ödünç alarak size söylemek
istiyorum "Yaşadığımız çağ, akademik kapitalizm." Yani sermaye sahiplerinin
akademisyenleri satın alması sonucu, toplumla paylaşmak istediklerini
akademisyenlere söylettirdikleri çağdayız.. Yani satılmış insanların çağı.
Satılmış bilim insanlarının çağındayız.
**
*Üçüncüsü ise karaciğer yağlanması. Ama ne tür bir yağlanma? Alkolizm dışı
bir yağlanma. *O yüzden biz buna alkol dışı karaciğer yağlanması deniyor. Ve
alkol dışı karaciğer yağlanması, özel tipli bir siroza neden oluyor.
Atatürk'ün öldüğü siroz hastalığı var ya. Özel bir tipte siroz hastalığı,
kriptojenik siroz deniyor buna. Amerika'da son otuz yıl içinde üç kat artan
karaciğer kanserinin de kriptojenik siroz sonucu olduğu belirtiliyor. Yani
sonuçta *Amerika'da son 30 yılda üç kattan fazla görülen karaciğer
kanserinin sebebi mısır şurubudur. Bu, bu kadar açıkken bizim bakanlığımız
dün yaptığı açıklamada hiçbir bilimsel kanıt sunulamamıştır diyor. Benim 110
tane bilimsel yayın kullanarak yazdığım, on yedi sayfalık raporu da
çiğneyerek bunu yapmış. 17 sayfalık rapor gönderdim onlara. 110 tane de
literatür ekledim. Ama neoliberalizmdeki iktidarlar sermayenin iktidarıdır;
vatandaşın iktidarı değildir. Yurttaşın iktidarı değildir...*
*Ne olur çocuklarınızı mısır şurubundan uzak tutun.
Hem şekerden uzak tutun ama özellikle de yani gofret, bisküvi kek
dışardan alacağına az şekerli bir keki evde kendin yap.
Yani ambalajlı bir ürün sunmayın çocuklarınıza. *
**
*Bugün gıda sanayisinde *
*sadece ve sadece aksi belirtilmediği takdirde mısır şurubu
kullanılıyor. Dondurmalarda o kullanılıyor, hazır aldığınız baklavanın
şerbeti bile mısır şurubundan.*
* *Kartal'da onun fabrikası var Ülker'le Cargill firmalarının ortak
kurdukları bir fabrika. Baklava şerbeti bile oradan geliyor. *Çocuklarınıza
illa tatlı bir şey yedirecekseniz, ne olur evde kendiniz yapın ve
olabildiğince az şekerli yapın. Çünkü total olarak da şeker zararlı zaten,
yani; *
*insanın
zarar görmeden günde tüketebileceği
şeker miktarı 30 gramdolayındadır.
30 gram, 8 kesme şekeri yapar. *
*Ama bu şekerin içinde ne yazık ki meyve de var, bal da var, yani siz
kahvaltıda bir tatlı kaşığı bal yediyseniz, hakkınız 7 ye düştü. Bu
hakkınızı ağırlıklı olarak meyve olarak değerlendirin. *Eğer bugün hiç şeker
yememişseniz, bal dahi yememişseniz, çayınıza hiç şeker koymamışsanız, başka
hiçbir şeker kaynağı da yoksa, 8 kesme şekerin karşılığı 300 gram portakal
veya 300 gram elma veya 400 gram kiraz veya vişne veya 100 gram kadar muz,
incir veya üzüm yiyebilirsiniz. Ama sadece 100 gram. Yani mandalina zamanı
koy hanım önüme bir kilo mandalinayı ben bunu yiyeyim bu sağlıklı değil. Siz
sınırsızca sebze yiyebilirsiniz ama meyve sınırlı yemeniz lazım. Meyvenin
fazlası da şişmanlatır. Ve zararlıdır, karaciğer yağlanması yapar..... Yani
meyve tek başına bile hem karaciğer yağlanması, hem karın tipi şişmanlık
yapabilir. Karın tipi şişmanlığın çok özel bir yeri vardır. Bağırsak
çevresindeki iç organların çevresindeki yağlar hormonal etkin yağlardır ve
bu hormonal etkin yağlar ne yazık ki kanser oluşumunda da, kalp-damar
hastalığı oluşumunda da etkindir. O yüzden *eşit bir şişmanlık, yani kollar
bacaklar her taraf eşit ama karın büyümemiş. Bu şişmanlığa çok itirazım yok.
* * *
**
*Karın tipi şişmanlık
eşittir şeker hastalığı,
eşittir kalp hastalığı,
eşittir kanser. *
* *O yüzden göbekler inecek. Göbekler inmediği sürece sağlıklı olma şansımız
yok. Göbekleri indirmek içinde şekerden uzak duracağız. Çünkü *en çok karın
tipi şişmanlık yapan früktozdur*. Bizim yediğimiz pancar şekerinin de yarısı
früktozdur. Yediğimiz meyvenin şekerinin de yarısı früktozdur. Biz früktozu
azaltmak zorundayız. Karın tipi şişmanlığı, dolayısıyla kalp hastalığı,
kanser, inme gibi hastalıklardan kurtulmak istiyorsak karnımız inecek.
- Esmer şeker hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Bakın bütün şekerler esmerdir. Üretim aşamasında karamelize olur. O yüzden
esmerdir ama yıkandıkça üzerindeki karamel atılır, rafine edildikçe
beyazlaşır. Yani senin dediğin *esmer şeker, yediğin beyaz şekerin
üretimdeki bir önceki aşamasıdır. Sadece ticari bir tuzak. Daha yüksek
fiyata satabilmek için ticari bir tuzak......*
Şimdi karaciğer yağlanmasının önemli bir bölümü selim seyredebilir. Yani her
hangi bir sorun yaratmadan da insan ömrünü bununla sürdürebilir. Ama bir
bölümü yine hatalı beslenmenin devam etmesi koşuluyla, yağlı karaciğer
iltihabına dönüşebilir. *Alkol dışı yağlı karaciğer iltihaplanmasıdır bu
hastalığın adı. Ciddi karaciğer yetersizliği, siroz karaciğer kanseri
aşamasıdır. *Bazen yağlı karaciğer iltihabı olmadan da sadece yağlı
karaciğer aşamasında da bazı hastalıklar çıkabilir ama yağlı karaciğeriniz
varsa iki yol var sizin önünüzde; biri nispeten hayatınızı idame edeceğiniz
bir yol öbürü de ölümdür. O yüzden ne yapıp yapıp karaciğer yağlanmasını
tedavi ettirmelisiniz. Bunun da temelinde şekeri tümüyle sıfırlamanız
geliyor. Ancak iki yıl gibi bir süre içinde toparlayabilirsiniz......
*Şeker kesmeyi dile getirdiğimiz zaman
karaciğer yağlanması açısından,
o zaman nişastayı da kesmemiz lazım. *
*Çünkü nişasta, daha ağzımızda çiğnendiğinde tükürükle glikoza dönüşür.
Şekerdir; yani nişasta da şekerdir.*
- Kolesterolün karaciğer yağlanmasıyla bir ilgisi var mı?
- *Kolesterol olmazsa hayat olmaz. Bütün hormonlarımızın ham maddesi
kolesteroldür. O yüzden zaten anne sütünde kolesterol çok yüksektir. *Çocuğun
hormonlarının üretilmesi için başlangıçta anneden aldığı kolesterole
ihtiyacı vardır.
*Kolesterol masum bir maddedir.
Ama oksitlenirse oksikolesterole dönüşür
ve damar sertliği yapar.
Peki oksitleyen ne?
Şeker.*
Yedikten sonra şeker trigliseride dönüşür. Yağdır o ve o trigliseritten
kolesterolü oksitleyerek damar sertliği yapar bir. İki;
*ayçiçeği yağı,
mısır özü yağı
veya margarinden
elde edilen trans yağ asitleri
kolesterolü oksitler ve böylece
damar sertliği oluşur. *
Üç, yapay yemle beslenen hayvanların sütünde de iç yağı vardır. Damar
sertliği yapıcı doymuş yağ asitleri vardır, bunlar kolesterolü oksitler ve
hasta eder bizleri. Şimdi hayvanın merada otlarsa ayçiçeği yağı mısırözü
yağı margarin kullanmazsan şekeri de azaltırsan senin damar sertliği olma
şansın kalmıyor. Kolesterolün ne olursa olsun. Ama bu bilgi kolesterol ilacı
üreten Amerikan şirketlerinin işine gelmiyor.
*yılda sadece kolesterol ilacı satımından
50 milyar dolar elde ediyorlar. *
O yüzden de Amerikan tıbbı bize ne emrediyor? Kolesterol ilacı ver diyor.
Bakın gazetelere yansıyan bir gerçek var. Nasıl bizim Sağlık Bakanlığımız
bir bilimsel kurul kurdu, Amerika'da da böyle bir bilimsel kurul kuruldu ve
"Normal kolesterol düzeyi kaçtır?" sorusuna bilim kurulu yanıt versin
istendi. Ve de normalin çok altı bir değer, 200 mü kabul ediliyor normal,150
gibi bir değer ileri sürdüler. Sonradan ortaya çıktı ki bilim kurulunda yer
alan 9 öğretim üyesinin dokuzu da ilaç şirketlerinden rüşvet almışlar.
- Hocam kızartmalarda ne tip yağ kullanmak gerekir?
- Kesinlikle zeytinyağı, kesinlikle.
- Peki, zeytinyağının yanma derecesi ayçiçeği yağından yüksek midir?
- 240 derece, ayçiçeği yağından çok daha yüksektir. Tava ısısı normal
şartlarda 180 dereceyi çok az aşar. O yüzden rahatlıkla zeytinyağını
kullanabilirsiniz ama dumanlaşma derecesi diye teknik jargonda adlandırılır
*sızma zeytinyağını kullandığınız zaman çok daha düşük derecelerde
dumanlanma görürsünüz. O su buharıdır. Su buharıdır ve içindeki bazı organik
maddeler yanar, koku maddeleri tat maddeleri yanar. O yüzden o, yağın
yandığı anlamında değildir. Ne olur yanılmayın. Yağ yanmıyor. İçindeki bazı
koku, renk maddeleri yanıyor. 240 dereceye kadar dayanan bir yağdır......*
**
*- Bir dinleyicinin elindeki pet şişeden su içtiğini gören hoca,*
*- Şimdi içtiğiniz su ile neler elde ettiğinizi de gözden geçirelim ve bu
günkü toplantıyı kapatalım. *
*O polietilen tereftalat maddesinden üretilmiş
yani pet şişenin içindeki stalatlar
suyun içine karışmış bulunuyor.
Ayrıca o plastiği yumuşatmak için
antimon denen bir ağır metal kullanılmıştır
o da suyun içine karışıyor
dolayısıyla siz hem stalat,
hem de antimon içmiş oldunuz şu anda. *
*Peki, ne yapar bunlar size?* Bunlar hormon bozucular diye geçer. Sizin
vücudunuzda bir takım hormonal bozukluklar yaratır. Bu hormonal
bozuklukların bir bölümü, örnek, östrojen etkisini göstererek 5 yaşında
çocukların adet görmesine sebep olur. *İki buçuk yaşında bir çocuk
getirdiler Lüleburgaz'dan adet görüyor. *İki buçuk yaşında. Hamile bir kadın
östrojen etki gösteren bir hormonal bozucuyu aldığı zaman, o madde *özellikle
bu 19 litrelik su bidonlarında onlar polikarbon denen bir plastiktir ve ham
madde olarak Bisfenol-A denen bir maddeden üretilir. Bisfenol-A'nın meme
kanseri yaptığı 1930 yılından beri bilindiği halde ve 130 tane bilimsel
yayın olduğu halde bunun hakkında hala biz o bidonlardan su içmeye mahkum
bırakılıyoruz. *Bisfenol-A hamile bir kadının karnındaki çocuğun beynindeki
cinsiyet ayrım merkezine gittiğinde *çocuğun homoseksüel olma olasılığı çok
yükseliyor. Meme kanseri riski çok yükseliyor erkekse prostat kanseri riski
normal bunla temas etmemiş insana göre 3 kat artıyor. *
*Yani musluk suyu için Allah aşkına.*
- Arıtıcılar hocam?
- Paranız varsa arıtıcı kullanın. Ama paranız yok arıtıcı alamıyorsunuz,
musluk suyu için.
*Musluk suyu
İstanbul'da kullandığınız
plastik şişedeki su hangisi olursa olsun
100 kat iyidir. *
İSKİ'nın her ay İstanbul'daki bütün su havzalarının sağlık raporları
internette yayınlanıyor. Biz geçen sene NTV'de bir su programı yapmıştık ve
NTV Yıldız Teknik Üniversitesinde piyasadan topladığı suları bakteriyolojik
incelemeye gönderdi. Hepsinde mikrop çıktı. Hepsinde istisnasız. Yani siz
sağlıklı olsun, temiz olsun çocuğum mikropsuz su içsin diye mikroplu suyu
paranızla içiyorsunuz. Bıraktım vazgeçtim mikroptan, kanser yapıyor.
Almanya'da geçen sene ocak ayında Avrupa birliğinin gıda güvenliği merkezi
vardır EFSA ocak 2010a kadar Bisfenol_A'nın sağlık sakıncası olmadığını
iddia ediyordu. Ama toplum baskısıyla mayıs ayında biz bu işi araştıracağız
dediler ve ekim ayında biberonlarda Bisfenol-A'nın kullanımını yasakladılar.
Tamam, da biberonda yasakladın e çocuğuna Bisfenol-A'lı su bidonundan su
katmıyor musun mamasını hazırlarken?*Isı ve zaman etkisiyle plastiğin
defalarca kullanılmasıyla Bisfenol-A'nın suya geçiş oranı çok artıyor. Şimdi
su ısınmaz ki diyeceksiniz. Arizona'da yapılan bir çalışmaya göre
şehirlerarası su nakli sırasında kamyon içerisindeki su 80 dereceye kadar
ısındığı saptanmıştır. 80 dereceye ısınan su o plastikten ne kadar madde
çözüyor biliyor musunuz? Sizi de sülalenizi de kanser etmeye yeter.
Antalya'da yazın açık havada duran suyun derecesi kaç acaba? Banyo bile
yapamazsın o kadar sıcak suyla. Ne olur musluk suyu kullanın. Bırakın şu
plastikleri.*
- Hocam bazı yiyecekleri plastik poşetlere koyup buzluğa atıyoruz . bu da
sakıncalı mı?
- Şimdi bakın naylon folyo polietilen denen bir maddedir ve polietilenin bu
güne kadar bir sağlık sakıncası saptanmamıştır. Daha büyük sorun yoğurt
kapları. Mesela *bazen çay içiyoruz köpük gibi bardaklardan veya uçağa
bindiğimizde şeffaf cam gibi çıt diye kırılan plastik bardaklar var hem o
polystryne hem köpük gibi olan bardaklar da polystryne onlardan stryne
çayımıza geçiyor o da kanser yapıyor.*
Şimdi plastik yoğurt kaplarında, ben anlata anlata zannediyorum bazı
firmalar artık polipropilen kullanmaya başladı. *Kabın altına baktığımız
zaman veya yanına baktınız zaman bir üçgen göreceksiniz. Üç oktan oluşan bir
üçgen. Bu geri dönüşüm işaretidir. O üçgenin içinde bir sayı yazar. 5 numara
polipropilendir altında da zaten PP yazar. Yoğurt alırken artık markaya göre
değil kullandığı plastiğe göre tercihinizi yapın. Ben her yoğurt almaya
gittiğimde maalesef aynı firma farklı marketlere farklı plastik
gönderebiliyor. Daha ucuz marketlere adi plastiklerde, lüks semtlerdeki
marketlere daha kaliteli plastikte gönderiyor. Ne acı. Yani ayırım yapıyor.*
- *Yani hocam üçgenin içinde 5 miyazması lazım?*
*- Evet polipropilen*
- 1,5 litrelik su şişelerinde 1 yazıyor.
- Evet, işte o PET polietilen tereftalat, kötü, 1 numara kötü. Evde 19
litrelik bidonların altına bakın. Onda da 7 yazar. 7 diğer plastikler
anlamına gelir. Diğer plastiklerin içinde 6-7 farklı plastik vardır
bunlardan bir tanesi de polikarbondur onun için üçgenin altında PC
kısaltması vardır.
Bu günlük de bu kadar.....
Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL

28 Haziran 2011

Bütün Tabularımı Yıkan Kadın...


Canan Karatay ...

Bir TV proğramın da rastladım ona , günde 6 öğün yiyerek zayıflanır tabumu bir anda yıkıverdi.
Kitabını aldım KARATAY DİYETİ diye...
Şeker tüketimi ,glisemik indeksi yüksek besinler nedeni ile nasıl zayıflayamadıgımı,bel bölgem de oluşan yağlanmanın neden olduğunu ve üstesinden nasıl gelebileceğimi yazmış.

Bugün onun söylediklerini uygulamamın 4 .günü.
Bu arada kavitasyona gidiyorum 4.seansım..
Tartı 3 kilo eksık..
Yağ kaybı değil tamamı biliyorum ,sıvı kaybı da vardır emınım.
Ama tartıda rakamları eksilerde görmek beni çok mutlu etti..

Okumanı yada en azından internetten fikirlerini öğrenmen adına araştırma yapmanı şiddetle tavsiye ediyorum...

Ara ara okuduklarımdan notlar düşerim, hatta günlük menülerini yazarım..

26 Mayıs 2011

Çocuklar da HİPOGLİSEMİ

Faydalı bir yazı , bloğum da bulunması yararlı olur diye düşündüm. Bu konu ile ilgili anlaşılır yazı bulmak zor...


Çocuklar da HİPOGLİSEMİ

Hipoglisemi nedir? Hipoglisemi kan şekerinin normal sınırların altına inmesine denir (<65 mg/dl). Kan şekeri normalin altına düştüğünde beyin ve vücut hücrelerinin yeterli şeker alamamasına bağlı olarak bazı bulgular ortaya çıkar

Hipogliseminin belirtileri:

Solukluk, soğuk terleme

Titreme

Çarpıntı

Dudaklarda, parmaklarda ve dilde uyuşukluk

Huzursuzluk

Açlık hissi ve bulantı

Halsizlik, yorgunluk

Düşünememe, hafıza bozulması

Sarhoş gibi konuşma

Denge kuramama, koordinasyon bozukluğu

Başağrısı, kafa karışıklığı

Davranış değişikliği

Çift ve bulanık görme

Bilinç bozukluğu, bayılma

Havale geçirme

Kan şekeri devamlı yüksek seyreden hastalarda bazen şeker düzeyi çok düşük olmadan da hipoglisemi bulguları ortaya çıkabilir. Örneğin kan şekeri hep 200 ün üzerinde seyreden birinde kan şekeri birdenbire 80-90 a düştüğünde bu değerler normal olmasına rağmen hipoglisemi belirtileri görülebilir. Bazen ise kan şekeri düşük olmasına rağmen çocukta o anda herhangi bir belirti görülmeyebilir. Ancak kan şekeri düşüklüğü uzun süre devam ederse yukarıda sayılan belirtiler mutlaka görülecektir. Hipoglisemi belirtilerini ve yapılması gerekenleri çocuğun okuldaki öğretmenine de öğretmelisiniz.

Yukarıda sayılan hipoglisemi belirtileri hissedildiğinde hemen süratle kan şekeri ölçülmeli ve düşük olduğu saptanır ise kan şekerini yükseltmek için şekerli sıvılar veya şeker veya glukoz tableti verilmelidir. Eğer kan şekeri ölçme imkanı yok ise veya hasta uykuya eğilimli ise hemen şekerli içecek verilmeli kan şekeri bakılması ile vakit kaybedilmemelidir. Kan şekerine acil durum geçer geçmez bakılmalıdır.

Hipoglisemi sırasında neler yapılmalı?

Hipogliseminin tedavisi:

a-Hafif hipoglisemide: 0-6 yaş arası 5 gr (1 kesme şeker)
6-12 yaş arası 10 gr (2 kesme şeker)
12 yaş üzeri 15 gr (3 kesme şeker)

Şekerli su olarak içirilir veya ağızda eritilir. Bu amaçla glukoz tabletleri de kullanılabilir. Bunun dışında meyve suları, diğer şekerli içecekler (normal gazoz, kola vs), şekerlemeler kısacası şeker içeren herşey hafif hipogliseminin tedavisinde kullanılabilir. Eğer 15-20 dakika sonra hala kendini kötü hissediyorsa aynı miktar tekrar alınmalıdır.

Diyet içecekler hipoglisemi tedavisinde kullanılmaz. Hipoglisemi anında çikolata ve dondurma gibi tatlılar kullanılabilir ise de bunların içerdiği yağ mide boşalmasının gecikmesine neden olacağından kan şekerini şekerli sıvılara gore daha geç yükseltir.

Kan şekeri yükseltildikten sonra yeniden düşmesini önlemek için:

Bir çay bardağı veya su bardağı süt verilir.

Ara veya ana öğün saati ise bu öğün hemen yenir.

Bunlar yapıldıktan sonra kan şekeri tekrar kontrol edilir ve çocuk bir süre istirahat ettirilir.

b-Ağır hipoglisemide:

Çocukta hipoglisemi sonucu bilinç kaybı (baygınlık) veya havale geçirme (nöbet) var ise buna ağır hipoglisemi diyoruz. Bu durumda:

Çocuğa ağızdan birşey verilemez (çünkü boğazına kaçarak solunum yolunu tıkayabilir).

Bilinci kapalı hipoglisemik çocukta yanağın içine süzme bal, tanesiz reçel sürülmesi yararlı olabilir.

Glukagon iğnesi hemen kas içine yapılır. Glukagon 6 yaşından küçük çocuklarda yarım, 6 yaşından büyük çocuklarda tam olarak bacaktan kas içine yapılır ve çocuk en yakın hastaneye götürülür. Glukagon genellikle kan şekerini 15 dakika içinde yükseltir.

Bu arada çocuk kendine gelmiş ve bilinci açılmış ise ağızdan şeker ve sonrasında ara öğün veya süt verilir.

Eğer glukagon etki etmemiş ise hastanede damardan şekerli serum verilerek kan şekeri normale getirilir.

Glukagonun etkisi 30-60 dak biter. Sonrasında glukagonun etkisi ile bulantı görülebilir.

Hipoglisemi niçin olur: Diyabetli kişilerde Hipoglisemi insulin, beslenme ve egzersiz arasındaki dengenin değişik nedenlerle bozulması sonucu görülür.

İnsülin fazlalığı (Çocuğa ihtiyacından fazla insülin verilmesi, yanlışlıkla yüksek doz insülin yapılması vs)

Ana veya ara öğünlerin atlanması, geciktirilmesi veya öğündeki yiyeceklerin tamamen tüketilmemesi, kusma veya ishal gibi nedenlerle alınan besinlerin yetersiz kalması

Aşırı aktivite (normal günlük aktivitenin dışında yapılan olağan dışı aktivite veya egzersiz) durumlarında hipoglisemi gelişebilir.

Bacağa enjeksiyon sonrası aşırı egzersiz yapılması.

Enjeksiyon sonrası sıcak banyo veya sauna.

Hipogliseminin oluşmasını nasıl önleyebiliriz:

Diyabetli bir çocukta zaman zaman hafif dereceli hipoglisemi görülmesi kaçınılmazdır. Ancak aşağıdaki tedbirlere dikkat edilirse hipogliseminin daha az görülmesi ve daha hafif geçmesi mümkündür:

Öğünler zamanında yenmelidir, geciktirilmemeli veya atlanmamalıdır.

Öğünlerde karbonhidratlar mutlaka bitirilmelidir.

İshal ve kusma durumlarında kan şekerine sık sık bakınız ve hipoglisemi var ise ağızdan şekerli sıvılar veriniz ve doktorunuz ile görüşerek insülin dozlarınızı azaltınız.

Olağan dışı ve aşırı aktivitelerden (sportif karşılaşma, yüzme, pikniğe gitme vs) önce kan şekeri ölçülmeli ve kan şekeri düşükse ek bir ara öğün verilmelidir.

Böyle aşırı aktif bir günde egzersiz sonrası ve gece kan şekeri ölçülmeli ve gerekirse ek bir ara öğün verilmelidir.

Beden eğitimi, Jimnastik derslerinden önce ek bir ara öğün almalıdır.

Aşırı aktif geçeceği önceden bilinen bir günde (örneğin pikniğe gitme gibi) insülin dozlarında % 10-20 lik bir azaltılma yapılabilir.

Gece hipoglisemisinin önlenmesi

Yatmadan önce kan şekerine bakılması ve KŞ 110 mg/dl’nin üzerinde olması önerilir. KŞ 110 mg/dl’in altında ise sandviç veya ek ara öğün alınmalıdır.

Akşam yemeğinde kepekli ekmek gibi posa içeren yiyeceklerin yenmesi.

3 Mayıs 2011

Stevya "0" kalorili Doğal Tatlandırıcı

Klasik Tadlandırıcılara alternatif sağlıklı bir ürün ararken karşılaştım Stevya ile , kalorisi sıfırken bir adet şasesi bir tatlı kaşığı toz şekere , iki kesme şekere tekabül ediyor.
Benim gibi çayını şekerli içmekten vazgeçemeyenler için harika bir ürün.
İki kutu siparişimi verdim biri benim biri de eşim için :)
En az 5-7 kg vermem lazım :) bakalım destek olacak mı bu ürün bana..

26 Ocak 2011

CALLANETİCS

Bu ara kilo aldım dedim ya , neredeyse iki ayda 7 -8 kilo hatta.Tahlil sonuçlarıma göre hormonlarla ilgili sıkıntım var , inşallah düzene girecek.

Callanetics bir egzersiz proğramı ,sanırım bugün 9.günüm bu egzersize başlayalı,
Callanetics balerin bir hanımın bulduğu bir sıkılaşma egzersiz proğramı,insanlara 10 günde sıkı bir vücudu vad ediyor , benim 10 gün olmadı ama azda olsa sıkılaştığımı fark ediyorum.

Egzersizin videosuna ulaşmak epey zor , çünkü uzunn yıllar önce yayınlanmış ,nihayet buldum , denedim ve emin olunca paylaşmak istedim.

İşte
indirme LİNKİ


----------------------
Bu aktivite hergün düzenli bir şekilde yapıldığı takdirde tek seansı 7 saatlik klasik bir jimnastik antrenmanına veya 24 saatlik bir aerobik dans dersine eş değer oluyor.

BALE SENTEZİNDEN OLUŞUYOR

Teknik, 70'li yıllarda Amerikalı bir balerin olan Callan Pinckney tarafından geliştirildi. Pilates, Yoga ve Bale sentezinden oluşan, vücudu şekillendirmeye dayalı bir egzersizler zinciri. Kasları uzun süreli sıkıştırmaya yönelik mikro hareketlere dayalı bir egzersiz programı. Callanetics, hem "stretching" hem statik hareketlerin hem de yoga asenalarının iç içe olduğu bir spor olanı. Düzenli yapılan cardio antrenmanları ile desteklenirse vücutta istenilen sonuca ulaşmayı sağlıyor. Bölgesel efor sarf etmeden vücudu çabucak sıkılaştırıyor ve şekillendiriyor.

Callanetics güvenli mi?
Callanetics oldukça güvenli. Hatta o kadar güvenli ki, 80 yasindakiler bile uygulayabilir. Özellikle sirt problemi yasayanlar için gelistirildiginden, tekrarlanan sürekli ve agir olmayan hareketlerden olusuyor. Kas gruplari ayri ayri çalistirildigindan, bir grup kasi çalistirirken, vücudunuzun geri kalan kismi tamamen dinlenmede oluyor. Vücuda zarar verebilecek ani ve zor hareketler bu programda yer almiyor.

Diyet, callanetics programinin bir parçasini olusturuyor mu?
Düzenli callanetics uygulayan bir kisi, tek bir kilo bile vermeden 2 beden kьзьlebilir. Ama diyet bu programin bir parзasi degildir. Ancak, eger diyet yapip, mesela 5 kilo veririseniz, sanki 10 kilo vermissiniz gibi görünebilir.

Callanetics kolay mi?
Egzersizler ilk basta zor gelecek. Sonunda da kendinizi harika hissedeceksiniz.

Gerçekten ise yariyor mu?
Birkaç seans boyunca devam ettikten sonra cevabi kendiniz veriyor olacaksiniz.

Callanetics'in yararlari nelerdir?
Egzersiz, güç, dayaniklilik ve esnekligi artirir. Callanetics ise bunlara ek olarak su 9 konuda yarar saglar:

* koordinasyon
* denge
* vücudunuzun farkina varma
* vücut kontrolь
* disiplin
* hiz
* fiziksel ve zihinsel rahatlama

18 Ocak 2011

SARIMSAK VE LİMON MUCİZESİ....

Alıntı olduğunu söyleyerek paylaşıyorum arkadaşlar , ilgimi çekti ...

2 Litre limon suyu, 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak, ağzı sıkı
kapanan koyu renkli veya üzeri kağıtla kapatılmış bir kavanoz lazım.


Limonların suyunu iyice sıkıp kavanoza doldurunuz, soyulmuş 40 diş orta
boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp kavanozun kapağını
kapatıyoruz, 25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanıp her gün çalkanacak,
(sarımsaklar iyice erimiş olacak) 25 gün sonra kavanozu açıp her sabah aç
karnına yarım veya içebiliyorsa bir çay bardağı içiyoruz kavanoz bitene kadar içilecek, kapağı hep kapalı olacak, kavanoza asla su, şeker v.b. karıştırılmayacak.


Ancak çay bardağına aldığınız kısmını dilersek sulandırarak içebiliyoruz bunu içtikten
sonra en az yarım saat bir şey yiyip içilmeyecek, yarım saat geçtikten sonra
kahvaltı yapılacak mümkünse her sabah aynı saatte içilecek.

% 100 KANITLANMIŞ YARARLARI

1-Tüm damar iltihapları (vaskülir) tedavi ediyor,
tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor.
2-Kollestrol ve lipidi düşürüyor zararlı yağların yakılmasını
sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların
yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor bu dönemde diyete dikkat etmek
gerekiyor) şekeri düşürüyor, pankreasın yenilemesini sağlıyor.
3-Böbrek ve safra taşlarını eritiyor idrar
söktürüyor vücuttaki şişkinlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor.
4-Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki
parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor.
5-Tüm romotizmal iltihabı önleyip, her tür romotizmal ağrıları
dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem düzeylerinin yenilenmesini sağlıyor her
türlü ağrıyı kesiyor.
6-Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini sağlıyor
sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını
artırıyor,felçlere ve VERTİGO'da fayda veriyor.
7-Vücudun bağışıklık sistemini son derece kuvvetlendiriyor, ve her
türlü alerjiyi özellikle damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini
kökünden kesiyor, kansere karış tüm vücudu koruyor.

N O T : İlacı hazırlayanın babasının koroner by-pass ile üç damarı
değişecekken bu ilaç sayesinde %100 tıkalı damarları açılmış ilaç
hazırlandıktan sonra sarımsaklar erir, koku etrafa yayılmaz.


Kullanan
üç kişi ile görüştüm hep son derece memnun olduklarını adeta gençlik
iksiri olduğunu söylüyorlar.


Bunu ilk defa Rus doktorlar bulmuş ve
uygulamışlar şimdi ABD'de uygulanmaya başlamış, tıp de devrim yaratacağı
söyleniyor ve sarımsak limon karışımından oluşan maddelerin kimyasal yapısı
çözülmeye çalışılıyor.

11 Ocak 2011

Hastahane , Hüseyin Selim , Dedenin Kaderi..


Cuma günü ablamın araması ile uçarak gittim evlerine , Hüseyin Selim'mimiz hasta..
Acil olarak gittik hastahaneye,doktoruna göründük , kıyafetlerini bile almadan
doğru yatışa dedi.

Teşhis bronşit , kendi gibi küçücük damarı bulundu , küçücük serum takıldı , anne ağladı, teyze ağladı , hüseyin ağladı...Korktuk dedenin kaderimi başına gelecek oğlumuzun diye, babam astım hastasıydı,Hüseyin dedesinin adını alırken , hastalığını da mı aldı korktuk...

Kuzum dört gün hastanede kaldı , şimdi evde sürüyor tedavisi , bir ay koruyacak annesi, çok fazla ziyaretçi kabul etmeyecekler eve ve sonra allahın izni ile eski sağlığına kavuşacak...

Etrafta RSV adında bir virüs dolaşıyor, özellike 6 aydan küçük bebekler de seyrediyor , öksürük , ateş , balgam ve çok kısa sürede bronşit ve zatüreye çeviriyor.

Aman anneler dikkat, şüpheli bir durumda, hastaneye yatacak duruma gelmeden ,erkenden doktorunuzla iletişime geçmeyi unutmayın .

22 Aralık 2010

Güneşe Selam - Surya Namaskar

İlk Ender Saraç yaptığın da dikkatimi çekmişti , bir haftadır yapıyorum..beni inanılmaz rahatlattı , ilgilenirsen detaylar burada...





UYGULAMA

1. Namaste Tadasana (Dağ Duruşuna Selamlamada); Ayak başparmakları ve topuklar bitişik, dizler gergin, kalça sıkı, kollar bedenin yanında gevşek, omuzlar aşağıda ve geride, boynun ön bölümü ve yüz de gevşek, çene yere koşut ve başın tepesi en yukarıda. Avuçlarını kalp çakranın önünde birleştir ve göğsünün arasına yerleştir. Uzun ve derin soluklar. Soluk alırken karın bölgene gönder, o bölgendeki genişlemeyi, soluk verirken ise o bölgendeki gevşemeyi duyumsa...

2. Urdhva Hastasana (Eller Yukarda Duruşu); Soluk alırken eller yukarı, ellerini izle ve hafifçe belden geriye bükül ve ellerine bak...

3. Uttanasana (Öne Bükülme Duruşu); Soluk verirken kollarını yukarıdan aşağı çevir, kalçadan öne doğru bükülürken çene göğüsde, yüzün dizlere yaklaştı, eller ayakların yanında, avuçların yere değme koşulu yok, dizler gergin...

4. Anjaneyasana (Hamle Duruşu); Soluk alırken dizler büküldü, avuçlar yerde ve arsı omuz uzaklığı, sağ ayak arkaya, sağ diz yerde, sol alt bacak yere dik açı, belden hafifçe bükül, yukarıya bak...

5. Plakasana (Kereste Duruşu); Soluk verirken sol ayak da sağın yanında ve ayaklar arası kalça uzaklığı, ayak parmakları bükülü...

6. Balasana (Çocuk Duruşu); Soluk alırken dizler yerde, verirken kalça topukta alın yerde. Ayak parmakları bükülü...

7. Sashtanga Namaskara (Sekiz Noktayla Selamlama); Soluk alırken dizler üzerine doğrul, verirken göğüs eller arasında alın yerde. Kalça hafifçe yukarda. Ayak parmak uçları 2, dizler 4, göğüs 5, eller 7 ve alın 8 noktayla selamlama...

8. Urdhva Mukha Svanasana (Yukarı Bakan Köpek); Soluk alırken tüm bedeni yerden kaldır, belden bükül yukarı bak...

9. Aşağı Bakan Köpek Duruşu (Adho Mukha Svanasana); Soluk verirken beden ters V biçiminde, el parmaklarının arası açılsın, dizler olabildiğince bükülmeden, çene dizlere yaklaşsın, çene göğüse yaklaşmasın, baş tam kollar arasında ve başın arkası-sırt aynı çizgide...

10. Balasana (Çocuk Duruşu); Soluk alırken dizler yerde, verirken kalça topukta alın yerde. Ayak parmakları bükülü...

11. Anjaneyasana (Hamle Duruşu); Soluk alırken sağ ayak eller arasında, sol diz yerde, sağ alt bacak yere dik açı, belden hafifçe bükül, yukarıya bak...

12. Uttanasana (Öne Bükülme Duruşu); Soluk verirken sol ayak da sağın yanında, ayak başparmakları ve topuklar bitişik, çene göğüse ve yüz dizlere yaklaştı, eller ayakların yanında, avuçların yere değme koşulu yok, dizler gergin...

13. Urdhva Hastasana (Eller Yukarda Duruşu); Soluk alırken kollar, dirsekler bükülmeden, aşağıdan arkadan yukarı, avuçlar yukarıda birleşti. Hafifçe belden geriye bükül ve ellerine bak...

14. Namaste Tadasana (Dağ Duruşuna Selamlamada ); Soluk verirken avuçlar göğsün arasına yerleşti, çene yere koşut

YARARLARI:
Bütün eklemleri çalıştırır, nemlendirir ve dayanıklılığını arttırır. Temel kasları güçlendirir. Bacakların ve omurganın esnekliğini, karın bölgesindeki yağ oranının azalmasını sağlar. Dolaşım ve boşaltım sistemini düzenler. Bedeni canlandırır.

19 Ağustos 2010

Göz Nezlesi (Conjuktivit) bana da uğradı..


Salgından nasibimi aldım ben de...dün sadece bir kaç dk için de..gözüm de başlayan kaşıntı , yanma, daha sonra , gözümün için de bir cam parçası varmış ta ben onunla dolaşıyormuşum gibi acı için de dolandım.

Hemen ablamı aradım ECZ. geçmişi olduğu için acil ilaç önermesini istedim.
Onadron göz damlası ve Cortimycine göz pomadı önerdi.
Kullandığım dakika da gözlerim kendine geldi ,bugün de kullanmaya devam ediyorum.
Dip not : Göz damlası yada merhemi oruçlu iken kullanılıyor orucu bozmuyor ,
bunu da araştırdım :)

Belki bu salgın sana da uğrar aklın da olsun istedim...
--------------

Göz nezlesi (Conjuktivit) göz zarının (göz akını ve gözkapaklarının iç kısmını kaplayan zar) iltihaplanmasıdır. Pembegöz olarak da adlandırılır; kızarıklığa, tahrişe, kumluluk hissine ve akıntıya sebep olur. Göz nezlesi, bakteriler veya virüsün sebep olduğu enfeksi­yondan oluşur. Huzursuz eden bir bozukluktur ancak yetişkinlerde görmeyi tehdit etmez.


Bakteriyel göz nezlesi için doktorunuz, gözlerinizi ılık suyla yıkamanızı ve kurumuş akıntıyı nazikçe almanızı önerecektir. Ilık suda ıslatılmış, temiz bir elbezi ile kompres yapmak, rahatsızlığı hafifletebilir. Doktorunuz, antibi­yotik göz damlaları yazabilir veya bir ya da iki hafta kullanacağınız bir merhem önerebilir.

Viral göz nezlesi, genel­likle, bir ya da iki hafta içinde kendiliğinden geçer. Eğer alerjik göz nezlesi iseniz doktorunuz, reçetesiz satılan antihistaminik göz damlaları tavsiye edebilir.

Göz nezlesinin yayılmasını önlemek için, ellerinizi sık sık yıkayınız, göz nezlesi olan kişinin kendi el bezini veya havlusunu kullandığından emin olunuz (hergün değiştirin), çarşaf ve yastık kılflarını sıcak suda yıkayınız, ayrıca her gece temiz yastık kılıfı kullanınız. Ellerinizi gözlerinizden uzak tutunuz ve hangi tür olursa olsun hiçbir kozmetik ürünü başkasıyla paylaşmayınız.

Yenidoğan göz iltihabı (neonatal ophtalmia) çok ciddi bir durumdur ve eğer tedavi edilmezse körlüğe yol açar. Yasalar, bel soğukluğu enfeksiyo­nundan kaynaklanan yenidoğan göz iltihabı olan her bebeğin, koruyucu tedavi görmesini zorunlu kılınmıştır, ancak herpes virüsü ve klamidya virüsünden kaynaklanan yenidoğan göz iltihabı için bu türde bir zorunluluk yoktur.

27 Temmuz 2010

Umca ve boğaz enfeksiyonu...


Önce komşu kızı...

Sonra Doğa ,

Sonra kuzen Hasan ,

En nihayetin de kuzen Mali........

Ateş , boğaz ağrısı , halsizlik....

Boğaz enfeksiyonu geçirdiler....

Eniştem bir ilaç firmasın da çalışıyor , bitkisel bir damla getirmişti bana , soğuk algınlığı , boğaz enfeksiyonu tedavisin de Almanların kullandığı tek ilaç demişti.

Fazla önemsememiş rafa kaldırmıştım....
Doğa sabah kötü bir boğaz ağrısı ile uyandı geçen hafta , ateş geceden başlamıştı , ses kalınlaşmış , hatta neredeyse çıkmıyordu.

Doktoruna danışmadan ilaç kullanmam , doktoru yurt dışın da ulaşamadım....
Damla aklıma geldi...içeriğini okudum , çocuklar da kullanılabildiğini görünce beş damla ile başladım kullanmaya.....

Akşam yatarken 10 damlaya çıkardım...
Sonuç....

Sabah Doğa'nın hiç bir şeyi kalmamıştı ( allahın izni ile)....
Kullanın demiyorum..aklınız da olsun... belki bir gün lazım olur doktorunuza sorarsınız ve kullanırsınız...

--------------------------

Kullanım : Diğer » Solüsyon
Etken Madde : Pelargonium Sidoides Koku Sivi Ekstresi
Firma : Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.S.

--------------------------------------------------------------------------------
FORMÜLÜ:
100 g solüsyon; etken madde olarak 80 g Pelargonium sidoides Kökü Sıvı Ekstresi çözücü ve koruyucu olarak etanol ve gliserol içerir.

FARMAKOLOJİK ÖZELLİKLERİ:
Farmakodinamik özellikler:
Umca Solüsyon; reinforme/sidoid sardunya köklerinden çıkarılan bir öz içermektedir. Vatanı Güney Afrika olan bu bitki, orada uzun bir süredir geleneksel tıp uygulamalarının bir parçası olarak kullanılmaktadır. Umca özü(EPs 7630) ile yapılan araştırmalar, söz konusu maddenin bronşit, sinüzit, anjin ve rinofarenjit olgularında etkili olduğu sonucunu ortaya çıkarmıştır. Bu araştırmalara göre Umca özü(EPs 7630), antiviral özelliklere sahiptir.
Ayrıca stafilokok ve streptokoklar üzerine de antibakteriyel etkisi olduğu gözlenmiştir.Bunun dışında, organizmanın bağişıklık sistemini güçlendirdiği ve balgam söktürücü etkiye sahip olduğu da bildirilmiştir.
Bu nedenle Umca, değişik akut ve kronik enfeksiyonların özellikle de üst solunum yolları enfeksiyonları ve kulak-burun-boğaz enfeksiyonlarının tedavisi için uygundur. Umca uygulaması ile öksürük, ateş, boğaz ağrısı, halsizlik-yorgunluk gibi yakınmalarda hızlı bir iyileşme sağlanabilmektedir.

Farmakokinetik Özellikler:
Bildirilmemiştir.

ENDİKASYONLARI:
Akut ve kronik enfeksiyonlar, özellikle de solunum yolları enfeksiyonları ve kulak-burun-boğaz enfeksiyonları (örneğin bronşit, sinüzit, anjin, rinofarenjit gibi)

KONTRENDİKASYONLARI:
Yeterli klinik deneyim olmadığı için; kanama eğiliminin yüksek olduğu hastalarda, ağır karaciğer ve böbrek rahatsızlıkları olanlarda ve hamilelik ile emzirme dönemlerinde kullanılmamalıdır.

UYARILAR / ÖNLEMLER:
Gebelik ve Laktasyonda Kullanım:
Gebelik kategorisi C’dir. Yeterli veri bulunmadığı için gebelik ve laktasyonda kullanımı önerilmemektedir.
Araç ve Makina Kullanma Üzerine Etkileri:
Etanol içermesi nedeniyle araç ve makine kullanımında dikkatli olunmalıdır.

YAN ETKİLER / ADVERS ETKİLER:
Şimdiye kadar herhangi bir yan etkiye rastlanılmamıştır.
BEKLENMEYEN BİR ETKİ GÖRÜLDÜĞÜNDE DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ.

İLAÇ ETKİLEŞMELERİ VE DİĞER ETKİLEŞMELER :
Kumarin türevleri ile birlikte kullanılması durumunda, kan pıhtılaşmasını engelleyici etkide bir artış meydana gelebilir.

KULLANIM ŞEKLİ VE DOZU:
Akut enfeksiyonlar :
Yetişkinler ve yaşı 12’nin üzerinde olan çocuklarda günde 3 defa 20-30 damla, 6-12 yaş grubundaki çocuklarda günde 3 defa 10-20 damla, 6 yaşından küçük çocuklarda günde 3 defa 5-10 damla şeklinde kullanılır.
Kronik enfeksiyonlar :
Yetişkinler ve 12 yaşından büyük çocuklarda günde 3 defa 10-20 damla şeklinde kullanılması önerilir.
Damlalar, yemeklerden 30 dakika önce bir miktar sıvı ile birlikte alınmalıdır. Hastalığın nüksetmemesi için, semptomların hafiflemesini takiben ilacın kullanımına birkaç gün daha devam edilmesi önerilir.

DOZ AŞIMI:
Şimdiye kadar herhangi bir doz aşımı olgusu bildirilmemiştir.

19 Temmuz 2010

Tatlandırıcı mı ? , Şeker mi ?

Mehmet Öz'ü takip etmeye çalışırım , şekere alternatif tatlandırıcı kullanırım arada bir , bugün bir yazısına rastladım... ve yanlış yoldamıyım sorusunu sordum kendime...sende bir oku bakalım..benim gibi mi düşüneceksin ?

Doğal tatlandırıcılar, şekerin yerini tutmuyor.
'Kalorisi düşük' olduğu için 'şişmanlatmaz' zannettiğiniz bitki özlü tatlandırıcılar, beynin tokluk merkezi tarafından kayda alınmıyor! Bu yüzden canınız tatlı istediğinde gerçek şeker yemeniz gerekiyor.

Tatlı ihtiyacını karşılamak söz konusu olduğunda; yapay tatlandırıcıların 'ateşli bir taraftarı' olduğumuz söylenemez. Kalorisiz tatlandırıcılarla ilgili sorun; beynin tokluk merkezi için görünmez olmalarıdır. Bu yüzden de tatlı ihtiyacını bastıramamaları!

Sonuç şu: Canınızın bir şey daha, bir şey daha ve bir şey daha çekmeye devam etmesi... Peki ya yeni 'doğal' tatlandırıcılar... Onlar daha mı iyi? Yoksa sadece daha mı pahalı?

İşte bu konuda bilmeniz gerekenler:

SABIR OTU ŞURUBU
Gerçekler: Bu tatlı şurup, Güney Amerika'da yetişen kaktüs türü bir bitkiden elde ediliyor. Tadı bala benziyor. Sabır otunun kalorisi şekerle aynı. Ama şöyle bir yönü var; sofra şekerinden çok daha tatlı olduğu için, daha az kullanmanız yeterli oluyor. Böylece daha az kalori alıyorsunuz. Peki, ne kadar mı? Şekerin çeyreği ya da sekizde biri kadar sabır otu şurubuyla, şekerden alacağınız tatlandırıcı etkisinin aynısını elde edebilirsiniz.
* Bizim kararımız: Şeker ihtiyacınızı karşılamak için şeker kullanın.

STEVIA (ŞEKER BİTKİSİ)
Gerçekler: Kalorisi sıfırdır ve şekerden 200 kat daha fazla tatlandırıcı etkisi var. Bu yüzden Stevia'nın mükemmel tatlandırıcı olduğunu düşünebilirsiniz. Ama çabuk karar vermeyin. Eğer, bu tatlandırıcının daha düz bir karın için kısa yol olduğunu düşünüyorsanız, unutmayın; beyindeki tokluk merkezi tüm yapay tatlandırıcılar gibi Stevia'yı da algılamıyor!

* Bizim kararımız: Tüm tatlandırıcılar için söylenecek söz şudur: 'Doğal' demek 'daha iyi' demek değildir. Ona bakarsanız siyanür de doğaldır! Şekerin tadını çıkarmak için en iyi yol, doğal halidir. Meyvelerde ve doğal şeker içeren diğer besinlerde olduğu gibi...

Bir kaşık bal 64 kalorilik enerji veriyor
Doğal tatlandırıcılardan bal; yüzyıllardır sağlığa olan faydaları için takdir ediliyor. Rafine edilmiş şekerden daha fazla antioksidan etkisi olduğu için yaşlanmaya sebep olan serbest radikalleri de hızlandırmıyor. Aslında geçtiğimiz ocak ayında, Amerikan Diyetisyenler Birliği'nin yaptığı bir çalışma; bal içeren tatlandırıcıların antioksidan etki skalasında orta sıralarda olduğunu saptamış. Ama asıl şok şu: Bal şekerden yüzde 33 daha fazla kalori içeriyor. Bunun anlamı şu: Bir kaşık bal 64, bir kaşık şeker ise 48 kalori.

* Bizim kararımız: Çayınıza katacağınız bir çay kaşığı bal iyidir. Ancak kalori hesabı ve kan şekeri kontrolü açısından şekerden kötüdür.


9 Nisan 2010

10 Kasım 2009

İnfluenza Gribine Karşı Beslenme Önerileri

Doğa'nın okulundan gelen maili paylaşayım seninle.. Kefirin yararlı olduğunu bilirdim ama bağışıklık sistemi için bu kadar önemli olduğunu bilmezdim..

---
Beslenme Uzmanımız Taylan Kümeli'den İnfluenza Gribine Karşı Beslenme Önerileri

Doğa Koleji Beslenme Uzmanı Taylan Kümeli dünyanın ve ülkemizin gündeminde yer alan Influenza Gribi'ne karşı bağışıklık ve savunma sistemlerini güçlendirecek, özellikle çocukları ve bebekleri bu tehlikeli virüse karşı koruyacak beslenme önerileri sunuyor.

Influenza Gribi'nde Beslenme
Küresel grip salgını gün geçtikçe artıyor. Salgına karşı üretilen ilaç ve aşı yöntemlerine başvurmadan önce vücudun doğal immün sistemini korumak ve güçlendirmek için sağlıklı yaşam kurallarını uygulamak çok önemli. Unutmamamız gereken şey, vücudumuzun doğal bağışıklık sisteminin bizi en iyi koruyan mekanizma olduğudur.

Bağışıklık Sistemini Güçlendirmenin Yolları
-Yeterli ve dengeli beslenmeli.Vücudun yapıtaşı protein kaynaklarını almak çok önemlidir;yumurta, kırmızı et, tavuk, balık, peynir, süt, yoğurt gibi kaliteli protein kaynakları tüketmeliyiz. Ayrıca omega 3 içeriği nedeni ile balık ve balık yağı ile yağlı tohumlar tercih edilmelidir. Kefir başlıbaşına en güçlü bağışıklık arttırıcı besindir.

-Hazır gıdalardan, işlenmiş ve yoğun katkı maddesi içeren gıdalardan uzak durun.

-Vücudun fiziksel olarak dinlenmesi için mutlaka düzenli ve kaliteli uyku önemli.

-Egzersiz yaparak vücut direncinizi kuvvetlendirin. Hergün en az 30 dk yürüyüş yapın veya haftanın minimum 3 günü 45 dk. egzersiz yapın.

-Mikro besinlere önem verin. Magnezyum, çinko, manganez gibi bağışıklık sistemini güçlü tutan mineralleri almak için yağlı tohumlardan yaralanın. Her gün 1 avuç çiğ badem veya ceviz veya fındık tüketin.

-Yılda bir düzenli olarak mutlaka kan tahlili yaptırın. Hormonlarınızı, B12 vitamini, D vitamini değerlerinizi kontrol ettirin ve mutlaka hemogram testi yaptırın. Böylece mini check-up yaptırmış olursunuz.

-Aşırı yağlı vücut, sistematik olarak giderek zayıflar ve immün sistemi bu durumdan negatif etkilenir. Dolayısıyla zamanla farkında olmadan bağışıklık sistemi bozulmuş olur ve bu durum birçok virütik hastalığa karşı zayıf düşmenize ve hastalıklara davet çıkartmanıza neden olur. Mutlaka sağlıklı kiloda kalmayı hedeflemeli ve kaslarınızı korumalısınız.

-Seçtiğiniz et kalitesini mutlaka kontrol edin. Özellikle doğal ortamlarda beslenen hayvansal besinleri tercih etmeye çalışın.

-Hijyene önem verin. Dışarıdan alınan besinleri uzun süre su altında tutarak yıkayın. Mevsimsel sebzeleri ve meyveleri tercih edin.

-Sarımsak, soğangilleri ve yoğurdu bol bol tüketin. Vitamin C’den zengin portakal, mandalina, kiwi, kusburnu, maydanoz günde en az 3 porsiyon tüketilmelidir.

-Vücudumuzu tüm zararlara karşı koruyan antioksidatlar bögürtlen, yabanmersini, frambuaz, vişnenin tazesi bulunamadıgı takdirde dondurulmus olanları hijyenik kurallar göz önünde bulundurularak tüketilebilir.

-İshal ve ateş durumlarına karşı mutlaka bol su içilmeli ve direncin düşmemesi için yeterli enerji alınmalı. Yüksek enerji kaynağı olarak, kepeklipirinç, tahıllar, kepeklimakarna, bulgur ve çok tahıllı ekmek tercih edilmeli. Şekerleme ve çikolatadan enerjı alınmaya çalışılmamalıdır.

Influenza Gribi'nde Bebeklerin Korunması
-Grip 2 yaşından küçük bebeklerde daha ağır seyredebilir. Bu nedenle bebeklerin korunmasına özellikle dikkat edilmelidir. Ellerinizi bol su ve sabunla yıkamaya daha fazla önem veriniz. Bebeğinizi beslerken veya onunla ilgilenirken kesinlikle bebeğinizin yüzüne doğru öksürüp hapşırmayınız. Hasta iseniz mutlaka maske kullanınız ve bebekleri öpmeyiniz.

-Anne sütünün bebekleri hastalıklardan koruyucu etkisi oldukça fazladır. Anne sütü bebeğin bağışıklık sistemini güçlendireceğinden gribin daha ağır seyretmesini de engelleyebilir.

-Grib olsanız dahi emzirmeye devam etmelisiniz. Çünkü bağışıklık sisteminin gelişiminde anne sütü oldukça önemlidir. Emzirmek, bebeklerin hastalıklarla başa çıkabilmelerine de yardımcı olur.

-Bebekler en az 6 ay boyunca ek olarak su bile verilmeden anne sütü ile beslenmelidir. Eğer emziremeyecek kadar hastaysanız, pompa ile sütünüzü cam bir biberona sağıp bebeğinize verilmesini sağlayınız.

-Hasta olan bebeğiniz için yapabileceğiniz en faydalı şeylerden biri onu emzirmeye devam etmektir. Bebekler hasta oldukları zaman, daha çok sıvıya ihtiyaç duyarlar. Anne sütü diğer sıvı gıdalardan çok daha faydalıdır. Eğer bebeğiniz ememeyecek kadar hasta ise sütünüzü damlalık kullanarak vermeyi deneyiniz.

-Herhangi bir hastalık veya Influenza Gribi durumunda doktor tarafından tavsiye edilen antiviral grip ilacı kullanan anneler bebeklerini emzirmeye devam edebilirler

24 Ekim 2009

AKAPUNKTUR ŞEMASI


Bu sıra merak sardığım dallardan biri de akapunktur. Astım rahatsızlığım nedeni ile akapunktur tedavisi görmüşlüğüm bile var :) Akapunktur bölgelerini gösteren bu şemayı , bir dönem kayıt etmişim pc ye.. İlgilenen arkadaşlar için paylaşayım istedim..

22 Ekim 2009

DİŞ SIKMA ( (BRUKSIZM))

Aşağıda ki konuya neden yer verdim biliyormusun ?
Ben de dişlerim sıkıyormuşum..
Sıkıyormuşum diyorum bunun farkında bile değilim çünki..
Salı sabahı şiddetli bir baş ağrısı , mide bulantısı , kusma ve baygınlık hissi ile uyandım.

Eşimle birlikte acile gittik hemen , ardından bir Nörolog tavsiyesi ile MR çekimine. Sonuçlar önümüzde ki hafta içi belli olacak , Nörolog muayenesin de dişlerinizi sıkıyorsunuz dedi.
Bu ağrıların tetiklenme nedenlerinden biride bu olabilir.Konu ile ilgili araştırma yaptım ve seninle de paylaşmak istedim.

1-2 yıldır aile için de yaşadığımız bir takım sağlık sorunları ve sorumluluklar yüzünden epey zor günler geçirdim sanırım onun etkileri sürüp gidiyor.


Allahım daha kötüsünden sakınsın..


DİŞ SIKMA (BRUKSIZM)


Diş sıkma(Bruksizm) çok sık görülen bir alışkanlıktır. Erişkinlerin yaklaşık olarak %50-%96'sı bu problemle karşılaşmıştır. Çocukların da % 15'inde görülür. Genellikle bu alışkanlık kişi tarafından pek fark edilmez.



Bruksizmin belirtileri
Dişlerde aşınma,
Dişlerde ve dolgularda kırıklar (özellikle ön dişlerde),
Gece uyurken, partner tarafından duyulan gıcırtı sesi,
Yüzdeki kaslarda ve eklem yerinde (temporamandibular eklem) ağrı,
Eklemde açma kapama sırasında çıkan sesler,
Baş ağrısı,
Dişlerde sallanma ve aralanma,
Dişlerde hassasiyet,

Bruksizme ne sebep olur?


Spesifik bir sebebi yoktur.


Fakat duygusal stres gibi pek çok faktörün bunu tetiklediği düşünülür.


Kişinin kişilik yapısı da önemlidir.


Agresif, aceleci, titiz kişilerde daha sıklıkla görülür.Dişlerinin kapanışı düzgün olmayan kişilerde (maloklüzyon), ebeveynlerinde bruksizim problemi olan çocuklarda bu probleme daha cok rastlanır.TedaviHekiminiz tarafından yapılacak gece plağı en iyi tedavi yöntemidir.