LinkWithin

Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin

21 Temmuz 2009

ÇOCUK DOSTU MÜZE PROJESİ

Doğa daha önce hiç müze ziyareti yapmadı , yaşının bunun için küçük olduğunu düşünüyorum. Ama önümüz de ki yıl allah nasip ederse müze ziyaretlerimizi planlayıp, alacağımız müze kart ile tüm müzeleri dolaşacağız.

Bu arada sana müzeler ile ilgili bulduğum bu haberi de iletmek istedim. Umarım işine yarar.

----------------------------------

Kültür ve Turizm Bakanlığı; müzecilik alanındaki yeni anlayışlara paralel olarak, müzeleri çocukların severek gezmelerini sağlamak, müze ortamını cazip hale getirmek ve etkisini artırmak, çocuklarda yaratıcılık becerisini desteklemek, katılımcı ve kalıcı bir öğrenme ortamı sunmak amacıyla Çocuk Dostu Müze Programını geliştirdi.

Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanan Çocuk Dostu Müze programı kapsamında müzelerin aşağıdaki metodları kullanarak projeler üretmesi bekleniyor.

Peki, Çocuk Dostu Müze Programı müzelerde ne gibi değişimleri öngörüyor?

1. Çocukların yaratıcılıklarını artıracak, ürün çıkaracakları atölyeler sunmak.


Müzelerin temasına göre; örneğin bir arkeoloji müzesinde çocukların döneme ait eserlerin benzerlerini kilden yapabilecekleri atölyeler oluşturmak, bilim müzesinde çocuklara basit deneyler yapabilecekleri laboratuar ortamları yaratmak gibi.

2. Çocukların ilgisini çekecek etkileşimli ve görsel ortamlar sunmak.

Çeşitli hayvanların bulunduğu yeşil alanlar, oyun parkları, bulmaca alanları oluşturmak, akvaryumlar yapmak, çocukların zevklerine uygun kafeteryalar açmak gibi.

3. Çocuklara yaratıcı drama yolu ile öğrenme imkânı sunmak.

Drama aracılığıyla çocuklara müze ortamında; nesnelere sorular sorularak, nesnelerden aldıkları yanıtlarla canlandırmalar yapma imkanı sağlanmakta (nesneyi kim yapmış?, niçin yapmış?, nasıl yapmış?, nesne bize dönemi hakkında neler anlatıyor?) yapılan canlandırmalar sonucunda ise çocukların objeleri döneminin siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik özelliklerini anlatan eserler olarak görmesi sağlanmaktadır. Böylece öğrenim hızlanmakta ve kalıcılığı artmaktadır.

4. Çocukların doldurmaları için “müze çalışma kâğıdı” hazırlamak.

Müze hakkında kalıcı bilgi elde etmelerini sağlamak maksadıyla her müzenin konseptine uygun olarak standart çalışma kağıtları hazırlamak ve bunları öğretmenler veya müze görevlileri nezaretinde doldurtmak.

5. Müze ziyareti anısına çocuklara müze ile ilgili bir belge kart veya hediye hazırlamak.

Müzelerin konularına ve eserlerine göre çocuk ziyaretçilere verilmek üzere bir belge veya hatıra eşya hazırlanması sağlanacaktır. Bu belge ziyaretçi çocuk için müze anısına kalıcı bir nesne olacak ve çevresine tanıtım yapmayı sağlayacaktır. Çocukların etkilendikleri oranda müzenin gönüllü tanıtıcısı ve dostu olması sağlanacaktır.

T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI
Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği

BUZ DEVRİ 3 :))

Ben bunu nasıl olurda atlarımmm..
Buz devri 3 filmine gittim :)
Hiç sinemaya gitmemiştim ve filmi üç boyutlu olarak izleme fırsatı buldum.
Sinemaya giderken annem karşılaşacağım şeylerden bahsetmişti ama yine de ben
" anne beni de sahneye çıkaracaklar mı " diye defalarca sorarak anneme afakanlar basmasına neden oldum :))

Bütün karakterler yanımdaymış gibi bazen korktum , bazen de onları tutmak için ellerimi uzatıp havaya sıçradım :)) çok keyifli , çok eğlenceli bir film , mutlaka minik kuzunu götürmelisin.


İŞİTME KAYIPLILAR

İŞİTME KAYIPLILAR İÇİN TÜRKÇE FİLME TÜRKÇE ALTYAZI PROJESİ!


"21.yy 'ın Türkiye'sinde İşitme kayıplılar için birçok imkanın engellendiği günlerin birinde, birçok gönüllü insan bu gidişe "Dur!" dedi.

Devletin imkanlarını seferber edemediği basit konuların çözümü, birçok duyarlı kişilerin harekete geçmesine sebep oldu...

Geçen haftaki yazımda, filmleri altyazılı izleyememe sorunumuzdan bahsedince, ben de harekete geçtim.

Rtük,Trt, İfsak,Sesam gibi birçok kuruma durumumuzu izah eden mailler gönderdim.Biraz daha detaylı araştırınca Türkçe filmler için bir projenin zaten başlatıldığını ve 50'den fazla filmi sadece bu amaç için çevirdiklerini gördüm...

Kimden mi bahsediyorum?Divx Planet 'teki gönüllü çevirmenlerimizden...
Sorduğum bir yığın soruya içtenlikle cevap veren,yol gösteren Selçuk Bey'e,Monte Kristo'ya ve bu projede yer alıp filmleri bizler için çeviren tüm çevirmenlere, herkes adına teşekkür ediyorum...

Bizler için altyazı neden gerekli?

Gerek televizyonda gerekse sinemada işitme kayıplı ve sağırlar için Türk filmi izlemek çok zordur.Kuvvetli dudak okuma kabiliyeti olan kişi için bile , oyuncuların sürekli hareket halinde olması nedeniyle neredeyse imkansızdır.Bizler,yıllardır Türk filmlerinden yoksun olarak büyüdük...

Yaşıtlarımız hababam sınıfı,pinokyo,heidi,clementine,hayat ağacı gibi filmlerle büyürken biz sadece ekrana bakmakla yetindik...Gerçi ben şanslıydım, sesli film izlemeyi seven anneannem, saniyesinde tekrar ederdi cümleleri.

Annem ise ben sormadan başımı okşaya okşaya anlatırdı konuşmaları,babacım ve kardeşlerim de özet geçer tüm merakımı giderirdi.İşte bu yüzden; altyazılı bir film, işitme kayıplı için kulak vazifesi görür.

Altyazıyı nasıl indireceğim ve kullanacağım?
İzlemek istediğiniz film; vizyon filmi de olabilir,eski filmlerden de olabilir.
Yüzlerce film altyazısının bulunduğu Divxplanet'te arama yapıp, filme ulaştığınızda Türkçe Bayrağı görüyorsanız altyazısı hazır demektir.
İndirdiğiniz altyazıyı film ile birleştirme aşamalarını kılavuzdan takip edebilirsiniz.

Elimdeki orijinal DVD'ye altyazıyı yükleyemez miyim?

Tabii ki yükleyebilirsiniz,bunun için birkaç programı indirip, anlatılanları uygulamanız yeterli olacaktır.

Şu an hangi altyazıları indirebilirim?

Değerli çevirmenlerimizin tamamlamış oldukları filmlerin listesine şuradan erişebilirsiniz.İşitme kayıplı çocuklar için film eğlencesi;
Avatar
Niko
Sünger Bob

Bu listedekilerin haricinde istediğim film olursa?

Talepleri ve önerileri dikkate aldıkları bir sayfa var,oraya görüşünüzü yazarsanız sonucu mutlaka yazacaklardır. Eğer çocuğunuz veya kendiniz için eğitsel programlardan istedikleriniz varsa onları da iletebilirsiniz. Yorumlarda ve maillerde ben de gönüllüyüm diyen tüm arkadaşlarıma,beni okuyanlara;İşte size büyük fırsat!

Yapmanız gereken tek şey bu projeyi blogunuzda yayınlayarak herkesin haberdar olmasını sağlamak.
Toplumsal duyarlılığınızı gösterebileceğiniz bu davranışla,böyle birşeye ihtiyaç duyan işitme kayıplılara sizler de ulaşın.

ALINTIDIR...

Nezihe Teyzem İçin Meyve Sepetleri..

Nezihe teyzem karpuzdan çiçek yazısını yayınlayınca annem ona bu meyve sepetlerinden bahsetmiş. Nezihe teyzem için örnek resimler bulup koyduk :) sende bir bak istersen..


20 Temmuz 2009

CEVŞENÜ'L KEBİR


Cevşen ile ilgili çok güzel yazılar okudum . Bu kadar faydalı bir dua olduğunu bilmiyordum. Bloga koyarak bir nebze de olsa sana da faydam dokunsun istedim.



Cevşen - Jawshan - Cawshan by Yeni Asya from Cevsen on Vimeo.

YAŞ 35.....

Bu gün benim doğum günüm :) Bu şiiri çok severdim artık daha bir anlamlı benim için.. çünkü yaş..artık gerçekten 35...

35 YAŞ ŞİİRİ

Yaş otuz beş yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var
Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz
Ya gözler altındaki mor halkalar
Neden öyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayâl meyâl şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir,
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar
Nerden çıktı bu cenaze Ölen kim
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.

Neylersin ölüm herkesin başında,
Uyudun uyanamadın olacak.
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misâli o musalla taşında.

BANA NE OLACAK ŞİMDİ

Bana ne olacak şimdi ? Anne ve babası boşanan çocuklar için hazırlanmış
bir Terapi - Öykü.
Minik Meleklerimiz hikayede ki karakterin yardımı ile umuyorum ki bu sancılı süreci çok daha kolay atlatabilecektir.


UCUNDAN AZICIK - EĞİTİCİ HİKAYE

Kitapları incelemek için standları dolaşırken , bu kitap dikkatimi çekti. Dışarı da da buna benzer kıyafetli abiler yada kardeşler görünce anneme " prensmi bunlar " diye soruyorum çünki :)
Annem bu kitabın sünnet olmaya hazırlanan erkek arkadaşlarım için hazırlanmış eğitici bir hikaye olduğunu söyledi. Sünnet olan çocukların da böyle süslü kıyafetler giymeleri adetmiş :)

Dört kitaptan oluşan Mutlu Büyüyorum serisinin hikayelerinden biri olan bu kitabı Psikolog İnci Vural teyze yazmış.Sünnet korkusunu yenmek için okunması gereken bir kitap sanırım.


SAÇLI PRENSES TACIM :)

Anaokulu dergimin el elişi etkinlikleri bölümün de saçlı prenses tacı çalışmamı seninle de paylaşmak istedim :)



d

ETKİNLİK ÖNLÜĞÜ - MODEL

Okulumun etkinlik önlüklerini annem çok beğeniyor , iki arada bir dere de önlüklerin resmini çekmiş , iki parçadan oluşan önlük çıt çıtlar ile birleşiyor , hem kullanışlı hem de pratik .

Minik meleğin için, hatta kendin için bile yapabilirsin.
Annem ben bile yapabilirim sanki diyor :)




Kolay gelsin :)

KUM BOYAMAM


Uzun zamandır yapmayı istediğim kum boyamamı nihayet yaptım :) Odamın duvarına asılmak üzere hazır durum da bekliyor şu an :)
Nerede yapılıyor diye merak edersen eğer , ben Meydan alışveriş merkezin de 5 ytl karşılığı yaptırdım. Bir çok yer de rastlaman mümkün ,çoğunlukla fiyat değişmiyor.

BALON KÖPEĞİM :)

Bu ne şimdi diyeceksin :) Bu dün katıldığımız etkinlikte Doğa'ya hediye edilen balon köpeğin benzeri :) Arabaya biner binmez Doğa köpeği ile oynamaya başladı , bir süre sonra mızıldanarak köpeğinin bozulduğunu ve geri dönüp tekrar almak istediğini söyledi.

Arka koltuğa dönüp baktığım da elin de tamamen açılmış uzun bir balon duruyordu. Bunun üzerine " geriye dönmek için geç kaldığımızı ve kendisine hediye edilen balon köpeği bozduğu için ,yeni bir balon alamayacağımızı " söyledim.

Beş dakika süren sessizlikten sonra ön koltuğa minik bir el uzandı." Anne bak ben yeniden yaptım , dönmemize gerek yok " dedi. Eşim ve ben şaşkınlıkla birbirimize baktık , minik kızım neredeyse köpeğin birebir aynısını yapmıştı. :)kızımla bir kez daha gurur duydum ve bunu seninle de paylaşmak istedim.





AHŞAP SAYI OYUNCAĞIM



Bu oyuncak uzun zaman önce alındı bana , daha düne kadar oynamak için istekli değildim.
Dün oynayınca aslın da keyifli bir oyuncak olduğuna karar verdim.
Oyuncağın amacı sayı saymayı ve sayıların şekillerini öğretmek. Saydığım nesnelerin yanına uygun olan rakamı bulup yerleştiriyorum. Rakamlar oyuncağın üzerine monteli olduğu için , sayıları götürmek için labirent oyununa benzer hamleler yapmam lazım :)

ÇİÇEK DİKME ETKİNLİĞİ


Dün annem ile birlikte güzel bir gün geçirdik. Eylül ayın da başlayacağım okulumun çiçek dikme etkinliğine katıldım.
Toprakla uğraşmayı çok seven ben :) hızımı alamayıp küreği elime aldığım gibi bir çok çiçek diktim. Annem sevdiklerimize özel günler de hediye almak yerine ,adlarına dikilen fidanlar hediye etmenin çok daha anlamlı olduğunu söylüyor. Bende büyüdüğüm de arkadaşlarıma böyle sürprizler yapmayı çok isterim.
Çiçeklerime gelince ,havanın aşırı sıcak olmasından dolayı çiçekler susuz kalmış olacak kendilerini salmışlardı , aklım onlar da umarım bugün biraz daha iyidirler...

17 Temmuz 2009

BÜKÇE (Kadın dili) mutlaka okunmalı...


Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, “Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim.” dedim.
Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

-Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor. Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!

-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe’yle üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin. Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.

-Kadınların ayrı bir dili mi var?
-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe’yi öğrenmeli.

- İyi de niye Bükçe?
-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını “Bükçe” koydum.

-“Bükçe zor bir dil mi baba?” diye sordu gülerek.
-Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler.
Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca “seni seviyorum” diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca “seni seviyorum” un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.

-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?
-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani?
-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. “Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?” diye canları sıkılır.

-Biz de bazen Canan’la böyle sorunlar yaşıyoruz. “Niye düşünmedin?” diye kızıyor bana.
-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
-Var dedik ya oğlum, Bükçe’yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
-Hazırım baba.
-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe’de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim.
Bunu sana “Bugün bir elbise aldım.” diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.
-Hikaye dili yani?
-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, “Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes.” demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen “seni sevmiyorum.” de. İki durumda da “seni sevmiyorum” demiş olacaksın.
-Ne alakası var baba “seni sevmiyorum” demekle “kısa anlat” demenin?
-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.
-Bu önemli. Bükçe’de dinlemek sevmektir diyorsun.

-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
-Geçen hafta Canan bana “Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım.” dedi. Ben de “Böyle de iyisin.” dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. “;Neyin var?” diye sordum. “Hiçbir şeyim yok.” dedi. Sence nerede hata yaptım?

-“Böyle de iyisin” derken o “de” ekini orda kullanmamalıydı n. Canan bunu şöyle anlamıştır. “Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin.”

-Peki ne demem gerekiyordu?
-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardı r. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar.
O gün “Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok.” deseydin, günün zehir olmazdı.
-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.

-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
-Ve asla unutmazlar, değil mi?

-Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için “Biraz cimri.” demiştim. Hala “Sen benim annemi sevmezsin.” der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama “Sen şunu mu demek istiyorsun?” diye asla yüzüne vurmayacaksın.

-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde “Niye bana iğne batırıyorsun?” Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.

-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. “Akşama tok mu geleceksin?” diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. “Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum” demek istiyor.
Anladım ama tabi “Ne demek istiyorsun?” demedim.
-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir.
Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan “Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim.” demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. “Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?”dedim. “Tamam.” dedi.
Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.

-Bu Bükçe’de kısa konuşma yok mu baba?
-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, “Neyin var?” diye. “Hiçbir şeyim yok.” diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.

-Bükçe’de “Hiçbir şey yok.” demek “;Çok şey var, benimle ilgilen.” demek oluyor, o zaman.
-Evet. Biz erkekler “Bir şey yok.” diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; “Şu anda konuşacak bir şey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur.
Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için “Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım.” demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksı n tabi.
-Bir arkadaşım da “Kadınların ‘Peki.’ demesi tehlikelidir” demişti.
-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir ‘peki’, ‘olur’, ‘tamam’ her zaman tehlikelidir.
Bu Bükçe’de “Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım.” demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında “Peki canım, olur hayatım” gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.
-Zor bir dil baba.
-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor.
Dili anlaman yeterli.
-Anlamak da pek kolay değil ama.
-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
-Nasıl yani?
-Mesela, karın sana “Ne zamandır dışarı çıkmadık.” derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. “Daha geçenlerde gezmeye gittik.” gibi bir savunmaya girme. “Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz.” de, konu kapanır.
Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.
-Küçük ama önemli detaylar.
-Aynen öyle. Mesela karın “Üşüdüm.” diyorsa, “Üstünü kalın giy.” demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe’yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.
-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.
-Not mu alsaydım… Epeyce detayı varmış dilin.
-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük “Fark etmez.”dir. “Fark etmez”i kadınlar “Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap.” diye anlarlar.
-En değerli sözcük nedir?
-Sen bil bakalım.
-“Seni seviyorum.” herhalde.
-Evet, kadınlar “Seni seviyorum.” sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler “;Söylemiştim, zaten biliyor.” diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.

-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. Kadınlar küçük şeylere önem verirler.
Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.

-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki?
Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.
- Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.

-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe’yi anlamaya başladım. Canan aradı. “Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?” dedi. Tam “Fark etmez, sen seç.” diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi “Ev de perde de umurumda değil.” gibi anlayacağı aklıma geldi.
“Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen.” dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.

-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.

-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe’yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.
-Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun.
Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.
Kaynak: Sema Maraşlı’nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabından…”